Cesaretin, kabullenmek olduğunu anlayalı yıllar oldu.
Mutluluğun sıkıcılığını göze almaksa bir tercihti.
Kişiden kişiye değişirdi.
Ya da insandan insana değişen şey, mutluluk anlayışıydı.
Heyecan mıydı, huzur muydu aranan, aradaki farkı bu sorunun cevabı yaratıyordu.
Garantici olup olmamakla ilgisi vardı.
Riske girmek, daha fazlasını istemek büyük ihtimalle kaybettirirdi ama kazanıldığında duyulan tatmin, güvenin sağladığıyla mukayese edilemezdi.
Gerçekten öyle miydi?
Yoksa asıl yanılgı bu bakışta mıydı?
Yaşlanmayı kabul etmek, bununla yüzleşmek ve adapte olmak da cesaret işiydi; kaçmak veya kendini kandırmak yerine.
Yaşla birlikte mutluluktan ne anladığınız da değişebilirdi ve kişisel dramların arkasında çoğu kere böyle bir anlayış değişikliği yatardı.
Önemli olan, sonunda hangisini söylemek zorunda kalacağınızdı.
“Hiç olmazsa denedim ve yaşadıklarıma değdi”mi... Yoksa, “Keşke, bugünleri öngörebilseydim” mi...
Mike Leigh’in
Another Year/ Ömrümüzden Bir Sene adlı sade ve leziz filmi, kendi cevabını vermiş aslında.
Bu cevaba göre bir sorgulamaya sokuyor seyircisini.
Yine de her izleyici, mutlaka, ona özgü birkaç farklı sualle çıkıyordur salondan.
Daha çok da orta yaşlarında olanlar.
Otuz yaşlarına gelmiş bir oğulları olmasına rağmen, onca yıldır birbirlerine sevgilerini ve alakalarını kaybetmeyen Tom ve Gerry çiftinin evliliğine pekâlâ sıkıcı denebilir bir anlamda, özellikle gençler tarafından.
İşleri dışında, sahip oldukları küçük bir arazide toprakla uğraşıp, sebze meyve yetiştirmelerine, arada sırada görüştükleri bir iki iş arkadaşı ve eski dosttan ibaret çevrelerine bakınca.
Yazının devamını okumak için tıklayın.