Çoktandır bir filmden bu kadar zevk almamış, böyle mutlu çıkmamıştım.
Woody Allen’ın son filmi
Whatever Works, tam manasıyla hem eğlendirdi hem doyurdu beni.
Seyrederken doya doya güldüğünüz, sonrasında hakkında düşündüğünüz, konuştuğunuz, zeki, hınzır, matrak bir film.
Harika tesbitleri olan, iğneleyen ama yargılamayan, kıpır kıpır fakat yormayan tipik bir Allen filmi...
Kısacası, özlediğim Woody Allen’ın filmi.
Avrupa’da çektiği filmlerinden pek aynı tadı almamıştım onun... Hele
Vicky, Cristina, Barcelona’da basbayağı hayal kırıklığına uğramıştım.
O muhtemel ki Amerika’nın en ‘Avrupalı’ yönetmeni, ancak Avrupa topraklarında ‘Avrupai’ bir film yaptığında, sıradanlaşıyor; çünkü başkalarına benziyor.
Film eleştirmeni değilim, ne filmin kritiğini yapmaya kalkışacağım ne de hikâyesini anlatmaya niyetliyim.
Allen’ın mizahını, onun espri anlayışını seviyorum ben.
Onu daima “aynı filmi” çekmekle eleştirenler var ama belki de doğru olan o zaten.
Hep ‘aynı’ filmi çekmeli insan...
‘Aynı’ romanı yazmalı...
‘Aynı’ müziği yapmalı...
Bir kişiliği, bir tarzı olmalı.
Onun dışına çıktı mı pırıltısını kaybediyor, aleladeleşiyor, özelliği kalmıyor.
Sadece sanat eserleri ve onların yaratıcıları değil bahsetmek istediğim... Woody’nin ‘aslına’ dönüşü de değil.
Bu çeşit bir ‘istikrarın’ herkes için geçerli olması gerektiği kanaatindeyim.
Değişmemekten, kendini tekrarlamaktan, yenilikten korkmaktan, bir orijinallik yaratamamaktan farklı bir durum bu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.