İstanbul’un azameti ve soylu güzelliği yüzlerce yıldır aynı ihtişamla yansır durur siluetinde.
Haşmetli kubbeleri, ince uzun minareleriyle o siluet öyle bir nakşolur ki hafızalara, gören bir daha unutmaz; görerek veya gölgesinde yaşayan, yaşamış kim varsa, artık asla silinmez onun ruhundan, nereye gitse eksikliğini taşır içinde; bazen adını koyamadan özlediği, gözlerinin aradığı odur.
Öyle ki, tabiatın mimariye kattığı güzellikten fazla, mimarinin tabiata kattığı güzelliği fark edersiniz bakınca.
İstanbul’un belki diğer bütün tarihî şehirlerden farkı, onun, yalnızca simgelerinin değil, siluetinin temsil ve tasvir ettiği bir kent oluşudur.
Harvard Üniversitesi Tarih Kürsüsü’nden Profesör Cemal Kafadar, geçen aralık ayında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alırken, Haliç’e, metro geçişi için yapılan köprü hakkındaki endişelerini dile getirmişti. Medyaya yansımıştı bu sözleri.
Üstünde duruldu mu, kimler durdu bilemem. Unutuldu gitti, unuttuk gitti.
CNN Türk’te Taha Akyol’un hazırlayıp sunduğu Eğrisi Doğrusu programına iki haftadır Ferhat Boratav’la birlikte konuk olan Profesör Cemal Kafadar’ın endişesinde ne kadar haklı olduğuna geçen pazar gecesi tanık oldu izleyenler.
Taha Akyol’un ekrana yansıttığı proje, yapılacak köprünün İstanbul’un muhteşem siluetini nasıl ezip geçeceğini ayan beyan gösteriyordu.
Müdahale edilmezse, İstanbul’un tarihî dokusuyla hiç uyuşmayan, mimarisine yakışmayan, daha da vahimi, var olan güzelliğini, görkemini, şahsiyetini tamamıyla silen, kaybettiren bir manzara çıkacaktı ortaya.
Yazının devamını okumak için tıklayın.