En kıskanılan insanlar, kimseyi kıskanmayanlardır...
Ne etrafındakilerle ne başkalarının hayatıyla fazla alakadar olanlar...
Kendileri ne yapmak, nasıl yaşamak istiyorlarsa ona önem verenler...
Dünyayı bir rekabet alanı ya da bir sahne olarak görmeyenler...
Belki biraz benmerkezci, biraz hazcı olanlar.
Kimseyle yarışa girmedikleri, sevdiklerinin başarılarına ve mutluluklarına sahiden sevindikleri, çevresindekileri kırmasınlar diye onların yalanlarını, yanlışlarını, hırslarını, hasetlerini anlamazdan geldikleri için kıskanılırlar...
(K Dergisi, 26 Mart 2010)
“En kıskanılan insanlar, kimseyi kıskanmayanlardır...
Ne etrafındakilerle ne de başkalarının hayatlarıyla ilgilidir onlar. Dünyayı bir rekabet alanı olarak görmez, kimseyle yarışa girmezler.”
(Sabah Gazetesi, Cumartesi, 21 Ağustos 2010- Hale Soygazi Röportajı)
***
Aidiyetlerimiz olsun istiyoruz. Kendimizi aidiyetlerimize göre tanımlamayı seçiyoruz.
Ait olduğumuz ırkı, dini, milleti, cinsiyeti, sınıfı, hatta tuttuğumuz takımı yüceltirsek biz de yüceliriz sanıyoruz.
Kişisel özelliklerimize o kadar güvenmiyor, belki de alttan alta öyle değersiz buluyoruz ki varlığımızı, ille de parçası, mensubu, taraftarı olmakla övünüyoruz bunlardan bazılarının.
Hâlbuki bir ‘ruh’u var hepimizin...
Değerimizi o ‘ruh’ belirliyor her şeyden fazla, bilmiyoruz.
(...)
Ruhlarımız ayırıyordu bizi birbirimizden...
Yine ruhlarımız birleştiriyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.