Kadınların sosyal hayatta ve iş yaşamında etkin olması, “erkeklerin dünyasında” kendi ayakları üstünde durması, o dünyada “ben de varım” demesi mi erkekleri kadınlara karşı bugün yakınılan duyarsız, sorumsuz, nezaketsiz konuma itti, yoksa onların böyle olmaları mı kadınları şimdiki rollerine yöneltti?
İlk bakışta abes bir soru, farkındayım...
Hem kadınların hem erkeklerin itiraz edeceği cinsten.
‘Olması gereken’den söz etmiyorum elbette, kadınların toplumda eşit ve özgür bireyler olarak, bilgileri, zekâları, yetenekleriyle yer almalarından.
Normali buydu zaten, olacaktı oldu, olmaya devam edecek; geçelim.
Kast ettiğim daha bire bir ilişkiler; meselenin kadınlarla erkeklerin özel hayatlarındaki seyri...
Hani, “nerede o eski aşklar, beraberlikler” dedirten kısmı.
Sahiden öyle miydi hep şeytanın avukatlığını yapmak, gereken nokta burası bence.
Her şey mükemmeldi de birdenbire mi bozuldu... Kadınlar ‘haklarını’ arayınca mı, erkekler “kadın gibi kadınları” özlemeye, kadınlar “etrafta erkek mi var” demeye başladı.
Kabiliyetlerini, entelektüel yanlarını, bilgilerini ve becerilerini sevdikleri adam için seferber edip, onun muvaffakiyetlerinden, ‘zaferlerinden’ mutluluk duyan, bilerek arka planda kalan nice kadınlar tanımışsınızdır siz de.
Sonra ne oldu peki...
Kıymetleri bilinmedi... Birçokları kullanmadıkları nitelikleri yüzünden hor görüldü; sevdikleri, onların aksine, sahip oldukları özelliklerden fedakârlık etmeyen kadınları üstün gördüler, o kadınlar uğruna terk ettiler kendilerini.
Yazının devamını okumak için tıklayın.