Tanıl Bora’yla son görüştüğümüzde Yeni Sol filan gibi bir şeylere dâhil etmeye çalışıyordum onu.
Can-ı gönülden desteklediğini, ama artık vaktinin önemli bir kısmını İletişim Yayınları’na harcamaya niyetli olduğunu söylemişti.
İyi ki ikna edememişim.
İki kitap birden okuyorum şu anda. Bir türlü karar veremedim, bir onun bir onun sayfalarını çeviriyorum! İkisi de İletişim Yayınları’ndan.
Biri, Cemalettin Canlı ile Yusuf Kenan Beysülen’in yazdığı Zaman İçinde Bediüzzaman. Resmî ideolojinin şeytanlaştırdığı, Nurculuğun insanüstüleştirdiği ve dolayısıyla gerçek hikâyesini hep merak ettiğim bir kişi hakkında nihayet doğru dürüst bir kitap!
Diğeri, Aylin Tekiner’in Atatürk Heykelleri - Kült, Estetik, Siyaset adlı kitabı.
Halk arasında yaygın olan ‘beton Kemal’ fıkralarını duymuşsunuzdur. İşte, fıkraların arka planı!
Ben bu tür kitapları çok zaman sıkıcı bulurum. Fıkraları tercih ederim. Zaten bildiğim, tahmin ettiğim şeyleri Althusser’den ve Foucault’dan alıntılar yaparak çok uzun kelimelerle anlatan metinler gereksiz entellik gibi gelir bana.
Ama sıkıcı olmak bir yana dursun, Tekiner’in kitabını okurken sık sık kahkaha atıyorum.
“2000’li yıllara gelindiğinde, anıt talebinde bir azalma olmamış ve absürdlük derecesi öncekileri aratmayacak pek çok örnek kamusal alanı işgale devam etmiştir. Hatta 2004 yılında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ‘Atatürk Anıtı Standartları’ gibi yeni bir absürdlüğe imza atma gereği duymuştur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.