İtiraf etmeli, 1989’da kırıldığından beri, sosyalizm fikri belini doğrultamadı.
Böyle olması doğal. Dünyada hemen herkes Sovyetler Birliği’nin sosyalist olduğunu düşünüyordu. Beğenen de düşünüyordu, beğenmeyen de.
Dolayısıyla, çöküp dağıldığı zaman, seveni de sevmeyeni de “Sosyalizm çöktü” diye düşündü.
Çöken rejimin ne kadar berbat, bürokratik, baskıcı, hunhar bir rejim olduğu tüm ayrıntılarıyla ortaya döküldüğünde, hemen herkes “iyi ki de çöktü, sosyalizm zaten kötü bir şeymiş” diye düşündü.
Üstelik, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk gibi, Sovyetler Birliği’nden de daha berbat rejimlerin çöküşü bu düşünceyi iyice pekiştirdi.
Artık kesindi: Sosyalizm kaçınılmaz olarak diktatörlüğe yol açar; insan toplumlarını örgütlemenin piyasa kapitalizminden başka yolu yoktur; kapitalizmin nihaî zaferi tescillenmiştir.
Bu düşünce, sadece sosyalizmin düşmanları tarafından değil, kendini sosyalist olarak tanımlayan insanlar tarafından da çok büyük ölçüde kabul edildi.
Dünyanın her yanında koca koca komünist partiler hızla üye ve taraftar kaybetti, eridi gitti. Bazıları (örneğin Türkiye’deki) kendini lağvetti.
Sosyalist saflarda müthiş bir boşluk, bilememezlik, çaresizlik hâkim oldu. Madem sosyalizm çöktü, demek ki her şeyi yeniden gözden geçirmeliyiz, yeniden sorgulamalıyız, Lenin’i de, Marx’ı da bir daha incelemeli ve hatta büyük ihtimalle terk etmeliyiz.
Sovyetler Birliği ve küçük klonlarında çöken şey sosyalizm idiyse, o zaman bütün bunlar doğrudur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.