İki yıldönümü denk düşüyor kasım ayına.
Birini, biraz yarı gönüllü de olsa, kutlar gibiyiz. Diğeri sessiz sedasız geçti.
Güzel ülkemizin günümüze nasıl geldiğine ışık tutan yıldönümleri bunlar.
Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan öğrendiğime göre, şu:
“Harf Devrimi, Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı ‘Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecine genel olarak verilen isimdir. Bu yasayla o güne kadar kullanılan Osmanlı Alfabesi'nin yerine Latin Alfabesi'nin Türkçeye uyarlanmış bir biçimi kabul edildi.
Bakanlar Kurulu, Ankara'da 11 Kasım 1928 tarihinde yaptığı toplantıda Mustafa Kemal Atatürk’e Ulus Okullar Başöğretmenliği ünvanını layık gördü. 24 Kasım 1928 tarihinde ise Mustafa Kemal Atatürk, Bakanlar Kurulu’nun bu ünvanını kabul etmiştir ve Atatürk'ün 100. doğum günü olan 1981 yılından itibaren 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.”
Sokaklarda “Öğretmenler Gününüz kutlu olsun” pankartlarını görmüştüm de, bu günün mana ve ehemmiyetini tam da kavrayamamıştım doğrusu.
Kenan Evren ve arkadaşlarının eğitim, öğretim, ilim ve irfan düşkünü olduğunu, öğretmenlere özellikle değer verdiklerini tahmin edebiliyordum elbet, ama Öğretmenler Günü’nü onlara borçlu olduğumuzu gözden kaçırmışım.
Dostum Adem Seleş, Konya Merhaba gazetesinde yayımlanan “24 Kasım ve Sıfırlanan Bellek” yazısını göndermiş de, bu mutlu günü 12 Eylül döneminde kutlamaya başladığımızı öğrenmiş oldum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.