Yurtdışına sık çıkanlar bilir, özellikle kendini ifade sorunu yaşayan geri kalmış ülkelerde Türkiye dendiğinde ilk duyduklarınız Galatasaray, Hakan Şükür ve Hasan Şaş gibi kavramlar ve isimler olur. Bunun nedenini sadece Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğu ile açıklayamayız. Belki en büyük neden, ezilenlerin ezenlere karşı en büyük zaferlerinden birinin de adı olmuştur Galatasaray.
Bu sorumluluğun ağırlığını hisseden kaç Galatasaraylı kaldı bilmiyorum, ama şunu biliyorum; öncelikle Galatasaraylılar olmak üzere bu sorumlulukta hepimizin payı vardır ve o sıfata layık olmak gibi de bir zorunluluğumuz...
Bu giriş neden diye soranlar olmuştur, ya da başlığı görünce zaten anlayanlar da.
Şike-çete sürecinin en bayağı söylemlerinden biri de, “yaw şikeye bulaşmayan
mı var allasen, hepimiz kirliyiz işte”li Kadıköy kaynaklı yol türküsü oldu.
Evet, bu ülkede geçmişte herkes bir şekilde bu çukura düşmüş olabilir. Ancak bu kirli geçmişin ortak sahipleri olarak yanıtını vermemiz gereken bir de can alıcı soru var; geçmişte olduğu gibi gelecekte de kirli mi kalalım?
Fenerbahçelilerin kahır ekseriyeti ve Fenerbahçesizlerin de hatırı sayılır bir kısmı, Galatasaray’ın geçen sezon hiçbir iddiasının olmaması nedeniyle bu kirliliğe bulaşmadığını iddia ediyor ve bunu kabullenemiyorlar. Geçmişinizde 8-0’lık bir deplasman galibiyetiyle ulaşılmış bir şampiyonluk ve benzeri kamburlar taşıyor olmanız, güncel kirliliklerden uzak olmanızla temizlenmiş bir beyaz sayfa açmaya yetmez elbet. Fenerbahçe Başkanı Nihat Özdemir’in “üçünüz bir biz etmez, biz olmasak bir hiçsiniz, biz batarsak bu gemi batar” (yani biz büyüğüz şike de yaparız çete de kurarız mı demek istiyor onu da tam çözemedim) şantajlarının asıl sebebi de budur, BJK Başkanı Yıldırım Demirören’in elleri öpülesi Süleyman Seba’dan alıntı “şerefli ikincilikler” alakasızlığının sebebi de.
Yazının devamını okumak için tıklayın.