Onbeş günden beri Toronto’nun varoşlarında bir yerde mahsurum. Türk basınını manşetlerden öte izlemeye fırsatım olmuyor. Dücane Cündioğlu’nun 28 haziran tarihli yazısını bu yüzden farketmemişim. Ondan habersiz, aynı konuya değinen bir yazı yazdım. Sanki Dücane Bey’in adını anmadan onu istiskal etmeye çalışırmışım gibi değerlendirenler oldu. Haşa öyle bir şey yoktur. Yanlış anlaşıldıysa özür dilerim.
Cündioğlu’nun yazılarını – temel varsayımlarını bazen paylaşmasam da – ilgiyle ve takdirle okurum. Fikirdaşlık bence o kadar da mühim değil: şu memlekette zekâyla ve yürekle yazan kaç kişi var ki “onun fikri bana uymaz” deyip harcama lüksümüz olsun?
Kiminin ilahi hakikat dediği şeye ben “mitoloji” derim belki. O da o kadar mühim değil bence.
Yazının devamını okumak için tıklayın.