Kokoreç’i İstanbul’a Yunanlı meyhanecilerin getirdiği anlaşılıyor. Ömer Seyfettin ilk kez 1920’de, Atina’dan İstanbul’a gelmiş bir aşçının lokantasında kokoreç yemiş, sevmemiş. Öte yandan Yunanca sözlüklerin hepsi kokorétsi’nin Rumca değil Arnavutça bir kelime olduğunu söylüyor. Şaşırtıcı olmasa gerek, çünkü 20. yüzyıl başlarına dek Atina’nın aşağı tabaka sokak kültürü Arnavut kültürüydü. Yunanistan bağımsızlığından önce Atina kasabası ile civar köyleri ezici çoğunlukla Arnavuttu. Halen Attika köylerinde yaşlılar Arnavutça bilir.
Arnavutça sözlüklere bakıyoruz, “bağırsak kızartması” anlamında böyle bir kelime yok, ama mısır ve özellikle mısır koçanı anlamında kokërroz geçiyor. Bulgarca ve Sırpçada da kokoroz mısırdır, bizde Rumeli muhacirleri de bu kelimeyi kullanırlar. Klasik kokoreçin mısır koçanı şeklinde örülmüş bir nesne olduğunu kabul edersek, sanırım şekilden ötürü bir mecazi kullanım sözkonusu olmalı.
Kokorozun kökeni de problem. Birkaç sözlükte “Türkçedir” diye gördüm, ama inandırıcı bulmadım.
|