Hükümet-i meşruta ve
saltanat-ı meşruta kavramları 1860’ların ortalarında piyasaya çıkmış. Tahmin ederim 1850’lerde Kuleli Vakası günlerinde de alttan alta yürüyordu da duyulmadı. Alabildiğine net ve güçlü bir fikir:
şartlı yönetim,
şartlı hükümdarlık. Frenkçe
monarchie constitutionelle karşılığı olarak kullanmışlar, ama Türkçesi sanırım hadiseyi daha net bir şekilde anlatıyor. Şart koşuyorsun. Diyorsun ki, tamam aga, boyun eğerim, ama sen de şu şu şu koşullara uyacaksın. Ya uymazsan? İşte orada, meşrutiyet teorisinin devrimci özü kendini gösteriyor. Çünkü açıkça olmasa da zımnen söylenen şudur ki, eğer şartlara uymazsan o zaman benim de sana boyun eğmeme, hatta gücüm yeterse seni devirme hakkım doğar. Ağır söz!
Şark monarşisinin o güne dek oluşmuş gelenek ve göreneğine, fikriyatına, üslubuna, alışkanlıklarına taban tabana zıt bir fikirdir. O yüzden Abdülaziz Han bunu dehşet verici bir terbiyesizlik olarak görüp cezalandırmaya çalışmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.