Safranbolu’da eskiden safran yetiştirilirmiş, adı o yüzden öyleymiş, ah mirim ne güzelmiş o eski safranlar. Belediyesi de öyle diyor, kaymakamlığı da öyle. Çarşıdaki esnafla sohbet edince tatlı tatlı anıyorlar o eskiden safran yetiştirdikleri devirleri (tarlalar dolusu sarı sarı safranlar, bir düşün!), sonra cart diye sokuveriyorlar elli TeLeye bir adet poşetlenmiş safran soğanını.
Olabilir, belki eskiden safran yetişirdi, neden olmasın. Ama açıyoruz Evliya Çelebi’yi, ne görelim? Geyik 17. yüzyılda da aynı geyik: eskiden safran yetişirdi de, şimdi kendi yok adı kaldı yadigâr, ah vah! Sonra düşünüyoruz:
zacfirân gerçi safran bitkisinin adı da, Arapçada ve erken Türkçede aynı zamanda sarı rengin de adıdır. Mardin’deki meşhur
Deyrüz-Za’feran manastırı “Safran Manastırı” demek değil, Sarı Manastır demek. Sakın
Zacfirânborlu derken “Sarıkent” kastetmiş olmasınlar? Olur mu olur?
Derken alakasız bir yerde alakasız bir bilgi gözümüze çarpıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.