“Televizyon seyretmek mi izlemek mi?” diye sormuş birisi; “izlemek deyiminde bana batan bir şey var ama nedir bilmiyorum!”
Rahatsız eden şey bence ambalaj kokusudur. “Televizyon izlemek” yeni bir deyim, sanırım 90’larda çıktı, müthiş bir hızla yayıldı. Yeni çıkan dil modaları çoğu insana batar, kulağını tırmalar, yüz buruşturan bir ekşilik hissi verir. Normaldir, nedeni basittir. 20-25 yaşına kadar büyük emek harcayıp bir dili öğreniyorsun; deyimlerini, nüanslarını, vurgularını, üslubunu beynine hakkediyorsun. O yaştan sonra dildeki her değişim insana ümitsizlik hissi verir: “boşuna mı yaptık bunca yatırımı” kuşkusuna kapılırsın. Oysa küçük çocuklara bakın: üç yaşındayken tık diye öğreniveriyorlar “televizyon izlemeyi”, aystiyi, diliit düğmesini. Onlara alabildiğine doğal geliyor.
Yetmişlik morukların “getti dilimiz gettiiii” diye dövünmesini bir yere kadar anlıyorum: Tarih boyunca ihtiyarlar hep öyle yapmışlar, ama diller onlara kulak asmadan gelişmeye devam etmiş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.