Çok zor şartlar altında yazdığım oldu, tüm gazeteciler gibi... Sokakta, yolun ortasında, yolda, zamanla yarışarak, bunalarak, kızarak, heyecandan elim ayağım dolaşarak... Ama bugünkü gibi olmadı hiç. Hiç böyle keyifsizlikle olmadı yazmak.
Bugün 19 Ocak. Tam beş yıl oldu Hrant vurulalı, ateş düşeli.
Beş yıllık dava sürecinde bu noktaya geleceğimiz, tıpkı, bir iskambil falının masasının üstünde, gözlerimizin önünde kat kat açılarak Hrant’ın öldürüleceğini haber vermesi gibi belliydi. Son kart, ölüm...
Bugün o nedenle bir yas günü. Sadece Hrant için değil, ölen, yok olan bir muhalefet için...
2007’de e-muhtıraya giden süreçte alevlenen, kıvılcımlarından biri Hrant’ın cinayeti olan...
Çok heyecanlıydık, hevesliydik; “derin devlet”, “Gladio” sona erecek, tarih olacaktı.
Sonra birden dün, sanki hayat çok normalmiş gibi günlük işlere devam ederken, dev bir köpekbalığı benzeri canavar karşımıza dikilip kükredi. Sona eren, biten bizim muhalifliğimizdi; “derin” devlet değil.
Zaten derin devlet diye bir şey de yoktu. Çünkü derin devlet, devletin ta kendisiydi. Gökkuşaklarının semalarda belirerek Kuzey Kore modeli uğurladığı Denktaş’ın cenazesinde toplanan devlet erkânının kurşuni griliği, “Türk Mukavemet Birliği”nin Kıbrıs şubesinden sanki herhangi bir devlet kurumundan bahseder gibi hiç de tereddütsüz konuşan haber sunucularının metalik sesleri...
İşte sizin devletiniz, derin devletiniz aslında bir kaşık su kadar sığ... Devletin gayretkeş bürokratlarının, memur emeğiyle günlük hayat çarkını döndürme çabaları esnasında, arka planda “elitlerin”, simaları değişse de ruhları devletin kapıkulu olan seçkinlerin, yeni ve eski, güç oyunu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.