Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi’nin (CSIS) Türkiye uzmanı Bülent Alirıza, TRT’ye Atlantik Ötesi adlı bir program yapıyor. Geçtiğimiz aylarda, henüz iyi günlerindeyken yani Davos olayı yaşanmamışken, Washington Post yazarı David Ignatius da bu programın konuğu idi. O zaman, Türkiye-ABD ilişkilerine dair, “olaylar iyi de, orta derecede de, kötü de seyredebilir” gibi hayli eğlenceli, “geniş kapsamlı” bir yorum yapmıştı.
CSIS’in kendisi de, Türkiye’deki politik gelişmeler ve buna bağlı olarak ABD ile ilişkiler üzerine yorumlarda bulunan ve mart ayında yayınlanan bir rapor ile gündeme geldi. Rapor, Türkiye’de AKP’nin siyasi gücünün süreceğini öngörüyor ancak küresel ekonomik krizin etkileri ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin iyice tavsaması nedeniyle Türkiye’de milliyetçi ve liberalizm düşmanı söylemin iyice yaygınlaşması ihtimali üzerinde duruyor.
CSIS, Türkiye’nin AB adaylığı süreci için iki seçenek görüyor; ya 2009’da Kıbrıs konusunda verilen mühletin dolması ve sorunun çözülememesi, ekonomik kriz, genişlemede doygunluğa ulaşılması gibi sebeplerle üyelik temasları kopacak ya da temaslar donma noktasına gelecek.
Bu gelişmeler nedeniyle de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyasette etkisinin, Genelkurmay’ın özel çabasıyla değil, olayların akışıyla yeniden artabileceğine de işaret ediliyor. Kısacası, AKP’nin gücü törpülenirken, liberallikten uzak ve milliyetçi CHP-MHP ekseni göreceli olarak güçlenecek. AKP de, (rapor öyle demiyor ama bence, bir mucize gerçekleşip de kendinden hep beklenen demokratik performansı birden gösterip AB vizyonunu yeniden güçlendiremezse) rakiplerinin kendisini çektiği yönde savrulup milliyetçiliğe giderek daha fazla prim verir hale gelecek. Bu da, uzun vadede altını oyan ana etken olacak.
Türkiye de, ordunun hem iktidar hem de muhalefet partisi olduğu eski ‘güzel’ günlerine dönecek.
CSIS, tıpkı diğer birçok düşünce kuruluşu gibi, ABD için mümkün olabilecek en rasyonel siyasetin benimsenmesi için fikir üretiyor. Tabii, yukarıdaki senaryonun gerçekleşmesi durumunda da, Washington’un duruma uygun ve uyumlu pozisyon almasını tavsiye ediyor.
CSIS’in gerçekçiliğinde ne alınacak ne de kızacak bir şey var. Yarın öbür gün, aşırı milliyetçi bir CHP-MHP koalisyonu veya giderek milliyetçileşen bir AKP iktidarı söz konusu olursa, pragmatik olarak ABD ile ilişkileri yürütür derecede bir arabulucu görevini üstlenmek gene Genelkurmay’a düşecektir. Başka da ne olabilir ki; bir yandan Putin’in konuşmasının Genelkurmay’ın internet sitesine konulması, öte yandan Washington ile ilişkilerin kapalı kapılar ardında en üst düzeyde, özenle ele alınması söz konusu değil miydi 2007’de e-muhtıraya giden süreçte?
Orta Avrupa’da yaşayan biri olarak, başta Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’da olmak üzere, küresel buhran nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntıların siyasi dengeleri nasıl altüst ettiğini bizzat gözlemliyorum. Sırf bu nedenle, AKP’nin yerel seçimlerde irtifa kaybetmesini bekliyordum. Bir kere, artık hepimiz fark etmesek de, küresel ekonominin bir parçasıyız. Bir tek yabancı para görmemiş birey bile, gözü döviz büroları ve televizyon ekranlarına kilitli, Dolar-avro artmış mı, düşmüş mü merak içinde. Kaldı ki, Türkiye’de kriz Orta Avrupa kadar şiddetle hissedilmese bile, yüksek ekonomik büyüme oranının yakalanamamasının getirdiği bir karamsarlık ortamı açıkça gözlenebiliyor.
Türkiye, AB ile ilişkiler, ekonomi ve tabii başlı başına çetrefilli bir konu olan Kürt sorunu alanında ciddi sınavlar vereceği bir döneme giriyor. Üstelik bu döneme, İtalya’nın Gladio’sunu tasfiye ettiği dönemden bu yana yaşadığı biçimde, siyaseten son derece kıraç bir iklimde giriliyor. Perde arkasından çevrilen türlü çeşit dolabın, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca siyaseti boğması ertesinde İtalya’da hiçbir partinin iktidara tam olarak tutunamadığı bir “Fetret Devri” yaşandı, hâlâ da yaşanıyor. İtalya’nın Fetret Devri, siyasi bölünmeler, kutuplaşmalar, kavgalar, cepheleşmeler, popülist çıkışlar ile dolu. Bu kaos içinde neredeyse tüm sağı bir koalisyon şemsiyesi altında toplayan Berlusconi, gücünü sürekli koruyabilen tek lider oldu. Gladio şebekesinde yer alarak siyasette yükseldiği iddia edilen Berlusconi ve Gladio’nun en üst düzey isimlerinden olduğu iddia edilen, bugünlerde İstanbul Film Festivali’nde hayatını konu alan Il Divo adlı film gösterilen asırlık çınar Giulio Andreotti’nin hâlâ merkezinde oturduğu İtalya politikasında aşırı sağın sürekli güçlenmesine şaşırmalı mı?
2009 yerel seçimleri, aslında demokratik ve özgürlükçü siyaseti benimseyen herkese bir uyarı. Yeni Türk milliyetçiliği boy veriyor. Türkiye, bu yazının başlığının da önerdiği üzere, demokratikleşme yolunda en büyük fırsatını kaçırıp herkesin herkesle çatıştığı bir ülke olma yolunda ilerleyebilir.
Bir gün Türkiye, dünyanın aleyhine bir komplo olmadığının farkına varacak; ama ne zaman?
|