Anayasal soruların, referanduma sunularak yanıt bulması son 20-30 yılda giderek beraber anılmaya başlayan bir durum. Sadece anayasal konularda değil, yasamayla ilgili pek çok konuda İsviçre gibi ülkesel ve ABD’de Kaliforniya’da olduğu gibi eyalet bazında, referanduma gidiliyor.
ABD’nin önde gelen anayasa hukukçularından, Yale Hukuk Okulu profesörü Bruce Ackerman’ın, We the People: Foundations (Biz, Halk: Temeller) kitabında dikkat çektiği üzere, “anayasal anların”, diğer tüm yasama süreçlerinin ötesinde, üzerinde, onları da tanımlayan bir anlamı var. Ackerman, ABD Anayasası’nın üzerinden hukuk felsefesi üzerine derin derin düşündüren bu çalışmasının ikinci cildi, We the People: Transformations’da (Biz, Halk: Dönüşümler) da, anayasal anların, sadece diğer tüm hukuki düzenlemelerin değil, yasama süreci ve politikanın kendisini nasıl etkilediğini, kalıcı olarak şekillendirdiğini anlatıyor.
Anayasal anlar, yani anayasaların oluşturulma, kaderlerinin mühürlenmesi süreçleri, tüm siyaseti dönüştüren kapılar. O kapıdan içeri adım atınca, başka bir gerçekliğe, başka bir siyasi kültüre geçiş yapılıyor.
Türkiye’de bu anayasal referandum, yapılan bu değişiklikler, hiçbir aşamasında yeni bir siyasi kültürün oluştuğu işaretini vermiyor. Gene, değişip dönüşen tek şey Türkiye’nin, “Biz, Halkın” kendisi. Siyaset de, eksiksiz tüm aktörleriyle; iktidarından, CHP’sine, BDP’sine, toplumun dinamikliğini asla yansıtamayan körelmiş, uzatmaları oynayan yapısının içine hapis kalmış vaziyette.
Gene de, bu referandum, anayasal ânın yakalandığı, tabandan gelen ve politik düzeyde hiçbir karşılığını bulamayan modernleşme, sivilleşme, demokratikleşme talebinin getirdiği dönüşüm ivmesinin ifade edildiği bir dönemeç olabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.