Haziran 2007’de gazeteci Nur Batur’un ABD’deki arşivlerde bulunan kaynaklardan yararlanarak 27 Mayıs Darbesi’ni anlattığı bir yazı dizisi Sabah gazetesinde yayınladı. Batur o dizide, o dönem Amerikan’ın Türkiye Büyükelçisi olan Fletcher Warren’ın ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lewis Jones’a yazdığı 10 sayfalık bir mektuptan bölümler de aktarıyordu. Söz konusu mektupta Warren, “Bütün meslek hayatım boyunca, Menderes ve onun liderlerine karşı, aydınların ve ordunun duyduğu gibi bir nefreti hiçbir yerde görmedim. Başka bir ülkede olsa bu insanlar, tarafsız yargılanmaları ve insaflı davranılması için ayağa kalkarlar ama Türkiye’de Bayar, Koraltan, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idam edilmesi için çağrı yapıyorlar. Bu tablo gerçekten korkutucu. Bayar’ın idamına imkân tanımak için yasanın fiilen değiştirilmesi, duruşma için uygulanan yöntemler ve bir partinin Meclis’teki bütün üyelerinin topluca hapsedilip yargılanmasının ardında devrimci duygular yatıyor. Önceki rejimi sadece nefretin gölgesinde yargılama duygusuyla hareket eden bir müttefik ülkenin hükümetine ne kadar güvenebiliriz?” diyordu.
Bu satırlar, bugün de çok yabancı gelmeyen bir ortamı anlatıyor. Aradan yaklaşık 50 yıl geçti, dünya genelinde o zamana oranla çok daha güçlü bir insan hakları, hak ve özgürlükler hareketi ortaya çıktı. Türkiye de, 1960’lara oranla çok daha demokratik, liberal ve özgürlükçü. Buna rağmen, her şeyi hâlâ dar siyasi pencerelerden görmeye neden olan, ilke sahibi olmaktan çok uzak ve en çok farklı düşüncelerde olanlara nefreti ön plana çıkaran bir politik yapı söz konusu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.