Farkında mısınız bilemiyorum, son zamanlarda Kürt Sorunu’nu çözmek değil, patlatmak için özel bir strateji uygulanıyor sanki. Sanki birileri, “Ya, bu sorunu nasıl toplumun tüm sathına yayarız. Nasıl içinden çıkılmaz hale getiririz” diye özellikle kafa yoruyor.
Son olarak da kamuoyunun gündemine, Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak’ın, manşetlere “taş ve molotof atan çocuklara, Sevgi Evleri” diye yansıyan bir ‘çözüm’ önerisi geldi.
Dendi ki, “Sokak eylemlerinde taş ve molotofkokteyli atarken yakalanan çocuğun ailesi Çocuk Şube polisleri tarafından uyarılacak, buna rağmen çocuk o eylemi yapmaya devam ederse bu kez aileye 150 lira para cezası verilecek. Bu da çözüm olmazsa, bu kez 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu devreye sokulacak, mahkeme yoluyla çocuk ailesinden alınacak”.
Dikkat ettiyseniz, bu konudaki haberler “molotof atan çocuklar” sözcüklerinin kullanıldığı manşetlerle basında yer aldı. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda, devletin temsilcileri (yani ekseriyetle güvenlik güçleri) ile çatıştığı, onlara ‘isyan bayrağı açtığı’ iddia edilen çocuklardan bahsedilirken kullanılan, “taş atan çocuklar” tanımlaması, oldu “molotof ve taş atan çocuklar”...
‘Bölgede’, zaten devlete karşı müthiş bir güvensizlik var. Van depremi sonrası yaşananlar da, bunun kanıtı.
Dersim’den zorla evlatlık verilen çocuklar meselesinden tutun da daha yakın zamanlarda Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nda Kürt çocuklarının yaşadığı bir sürü soruna, hesaplaşılmamış, şeffaflaştırılmamış bir dolu konu var, “devlet ve “bölgenin çocukları” denince.
Öte yandan, “devlet himayesindeki çocuklar” konusu bütün dünyada sorunlu bir mevzu zaten. Avrupa’da bugün en çok tartışılan meselelerden biri, devlet himayesine alınan Roman çocukları meselesi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.