Yasalar neden var?
Bu sorunun yanıtı, bundan asırlar önce Roma İmparatorluğu’nda verildi.
Omnes legum servi sumus ut liberi esse possumus...
Özgürlüğümüz için yasaların hizmetkârıyız...
Bu cümle, hemen hemen aynı biçimde, ilk söyleyeni siyasetçi Cicero’dan sonra, Voltaire, Montesquieu ve Kant gibi düşünürler tarafından da tekrarlandı.
Ne yazık ki, 21. yüzyıl dünyasının ‘gözbebeği’, ‘halkların baharına demokrasi modeli’ ülkesi Türkiye’sine bu cümlenin yansıttığı düşünce hâlâ çok uzak.
Yasalar ve yasaların uygulanması, daha çok Jean-Jacques Rousseau’nun, L’homme est né libre, et partout il est dans les fers, yani çok sevdiğim hatta orijinalinden anlamlı çevrisiyle, “Özgür doğan insan, yaşamla zincire vurulmuştur” düşüncesine uygun biçimde Türkiye’de...
Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu, 40’ı aşkın kişinin tutuklanması, yani son “KCK dalgası”, önce Türkiye’de her zaman olduğu gibi, ateşin düştüğü yeri yakmasına neden oldu. 2009 aralık ayından beri, KCK soruşturması çerçevesinde tutuklu olanların durumunda olduğu gibi...
Ayrıca da, zaten cayır cayır yanmakta olan bir orman olan yargı sorunlarının daha da harlanmasına yol açtı.
KCK operasyonlarının arkasındaki zihniyet de, Soğuk Savaş döneminde, her yerde düşman görmeye başlayan CIA’inkini anımsatmaya başladı bana.
David C. Martin’in yazdığı, Wilderness of Mirrors: Intrigue, Deception, and the Secrets that Destroyed Two of the Cold War’s Most Important Agents (Aynaların Çılgınlığı: Entrika, Aldatmaca ve Soğuk Savaş’ın En Önemli İki Ajanını Yokeden Sırlar) kitabında anlatıldığı üzere, kafasını ‘düşman’ fikrine takan, her yerde ‘düşmanı’ gören James J.
Yazının devamını okumak için tıklayın.