Tu lascerai ogne cosa diletta
più caramente; e questo è quello strale
che l’arco de lo essilio pria saetta
Tu proverai sì come sa di sale
lo pane altrui, e come è duro calle
lo scendere e ‘l salir per l’altrui scale
Yani;
En sevdiğin ne varsa hepsini bırakacaksın;
bunun, gurbet yayının attığı
ilk ok olduğunu anlayacaksın.
Başkasının ekmeğinin ne denli tuzlu,
başkasının merdiveninden çıkmanın
ne denli zor olduğunu göreceksin.
Dante Alighieri, La Divina Comedia’nın (İlahi Komedya), Paradiso (Cennet) kitabının, 17. Bölümü’nün 55-60. satırlarında böyle yazıyordu.
Her şeyden önce, Dante’nin, İlahi Komedyası’nı, şifreli ve matematikli yapısıyla, çevrilmesi bu kadar zor bir eseri, Türkçeye kazandıran Rekin Teksoy’a var olduğu, uğraşı, çabası, bu çeviriyle hayatımızı güzelleştirdiği için kucak dolusu teşekkürler.
Dante’nin “Cennet”ini, “Cehennem” ve “Araf”ın yanında, İlahi Komedya’nın, edebî olarak daha az yeğlenen kısmı diye de niteleyenler var. Cehennem’e düşmüş figürler, varlık sebeplerini, neden orada olduklarını, adaletin aslında ne olduğunu, olması gerektiğini sorguladıkları için, daha “derinlikli”, nitelikli kişilikler. Günahlarla yüzleşmeyi seçtikleri için daha “gerçekler”. Zaten, tüm edebî eserlerde de böyle değil midir; “iyinin iyi, kötünün kötü” olduğu düz karakterlere kim tutku duyar? Aklımızı çelenler, bizi düşündüren, sığlıklarıyla zekâmıza hakaret olmayan, karmaşık, çok katmanlı kahramanlar değil midir? Dostoyevski’nin yarattığı manyetik çekim alanında, kristaller gibi her yüzeyi farklı bir huzmeyi yansıtan karakterlerin rolü büyük değil midir?
“Cehennem”in, Nuri Bilge Ceylan’ın meşhur deyişini (yalnız ve güzel) kendimce yorumlarsam, korkunç ve güzel Türkiye gibi, azap veren, büyüleyen, kızdıran ve eğlendiren bir yanı var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.