31 ekim günü, dünyanın bir yerlerinde dünyanın yedi milyarıncı bebeği doğacak.
Belki de, Van’da, Erciş’te, çevre köylerden birinde...
Nerede doğduğu kaderini de çok büyük ölçüde belirleyecek.
Nesilleri, kuşak kuşak aileleri depremde kaybediyoruz.
Deprem, Türkiye’yi hemzeminde eşitleyen bir alınyazısı.
Yedi milyarıncı bebeğin kaderi, eğer Türkiye’de doğarsa, belki de ‘deprem mağdurluğu’ olacak.
Van’daki depremi duyduğumda da, elim ayağım kesildi. 1999’da, deprem ertesi Yunanistan’ın kurtarma ekibine yardımcı olmaya çalıştığımdan, o şiddetin sebep oldukları hafızama kazınmıştı. Geçen yıl boyu, Van’a yolum düştüğünden, orada çok güzel insanlar, can dostlar tanımıştım; canım oradaydı.
Bir yeri çekici yapan, oradaki insanlar; Van’da tanıdığım insanların, her türlü siyasi nüfuz alanından ‘özerk’ başına buyruk, azad bir dünyası var. Bu anlamda, sivil toplumun, siyasetin çok farklı köşelerinde yer alsalar da, temel değer olarak, ‘insanlıktan’ yola çıkan bir dünya felsefesini, kendi başlarına, bireysel düşünerek oluşturmuşlar.
Türkiye’nin tek ‘düzenli’ çıkan anarşist yayını Qijika Reş’in (Kara Karga) yazarları, yayıncıları, cinsiyet temelli sorunlara eğilen Van Kadın Derneği’nin (VAKAD), Mazlum-Der’in üyeleri ve daha birçokları...
Son derece dindar sivil toplum örgütlerinin, Van’ın muhafazakâr iş sahiplerinin desteğiyle kurdukları, tüm sivil toplumun kullanımına açtıkları, içinde sinema salonu bile bulunan dört katlı, son derece modern dernek binasının bir örneği, İstanbul’da yok.
Türkiye’de, bireyin özgürlüğünü cendereye alan tüm zincirlere rağmen, ısrarla serpilip gelişen ‘insan’ ve ‘hak’ kavramlarını pusulası yapmış kişiler varsa, onlar sayesinde demokratikleşmeden bahsedebiliyoruz. Darbeler, kutuplaşmalar, faili meçhul cinayetler, çatışmalarla enkaza dönmüş Türkiye tarihinin tozu dumanı arasında, boy veren bir sürü filiz sayesinde.
Yazının devamını okumak için tıklayın.