Propagandanın, basmakalıp doktrinlerin, tüm olup bitenleri açıklayan şematik komplo teorilerinin, insanı, ayağına yumuşacık terlikler geçirmiş gibi rahatlatan bir yanı vardır. Düşünmek zorunda kalmazsınız. Her şey gayet nettir.
Önüne konan bilgiyi sorgulamak, ona şüpheyle yaklaşmak kolay iş değil. Analiz etmek, araştırmak, detaylarda saklı şeytanı bulmak, sürekli batan bir kıymıkla yaşamak gibi meşakkatli. Kimden nefret edip kimi seveceğinizi bilerek yaşarsanız, oturup ince ince tartmak zahmetinden de kurtulursunuz.
Kapı komşumuz Rusya’nın Başbakanı Vladimir Putin de, eski bir KGB mensubu olarak, zaten bir sürü sıkıntı ve eziyet içindeki halkının önemli bir kısmının, şu karmakarışık ve anlaşılması zor dünyada “rahat etmek” istediğinin farkına erkenden vardı. Eylül 2000’de yürürlüğe soktuğu “Güvenlik Doktrini” de, “bilgi savaşı” ve “bilgi silahı” gibi ilginç kavramlarla süslenmiş, fiilen de Rusya genelindeki bilginin tek elde toplanmasını meşrulaştıran bir çalışmaydı. Bu doktrin, özetle, Rusya’nın bir bilgi savaşına maruz bırakıldığını ve devleti eleştirenlerin, insan hakları savunucularının, liberal ve demokrat görüştekilerin “anavatanını Batı’dan akan kaynaklar uğruna satmış”, Rusya’nın bir dünya gücü olmasına engel olmaya çalışan “kötüler“ olduğunu öne sürüyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.