Yeni ırkçıların enteresan bir özelliği var; hiçbiri “sözde” ırkçı değil. Her lafa ırkçı olmadıklarını söyleyerek başlıyorlar. Kullandıkları dil, insan haklarını savunanlarınki. Kendilerini “mağdur” olarak niteleyerek ırkçılıklarını mazur gösteriyorlar.
Avrupa Parlamentosu seçimlerine de, yeni ırkçılar damgasını vurdu. Merkez sağ ırkçılığa ve ayrımcılığa taviz veren sloganlar geliştirdi, merkez sol ise bunun karşısına dimdik çıkamadı.
Evet, Hollanda’daki Özgürlükler için Parti’nin lideri Geert Wilders veya Macaristan’da Jobbik adlı partinin AP milletvekili olan Kristina Morvai kadar sert ayrımcılık yapan siyasetçiler Türkiye’de büyük önem kazanamıyor. Ama daha geçen hafta Büyük Birlik Partisi, “Bir gece ansızın gelebiliriz” gibi tehditler savurarak Türkiye’nin bu “eksiğini” kapatmayı görev edindiğini ortaya koydu.
Ben, bir gece ansızın gelenlerin bulunduğu bir ülkede yaşıyorum. Macaristan’da son yedi ayda yedi Roman, evlerinin bahçesinde veya eşiğinde keskin nişancılarca vuruldu. Bu tip saldırılar, üniformalı paramiliter bir grup olan Magyar Gárda’yı kuran Jobbik’in gövde gösterisi yaptığı yerlerde gerçekleşti.
Kurbanların evleri bir gece ansızın gelenlerce molotofkokteylleriyle ateşe verildiğinde ailece dışarı kaçarken “kimliği belirsiz” maskeli keskin nişancılar, evlerinin eşiğinde onları “avladı”. Katillerin askerî eğitim almış özel bir tim olduğundan şüpheleniliyor. Amerika’dan FBI, soruşturmaya destek için bir ekip yolladı, polise ülkeyi sıkıyönetime sokabilecek denli geniş yetkiler verildiyse de yakalanan kimse olmadı.
Jobbik’in yıldız ismi Morvai, militan bir Yahudi aleyhtarı ama mesleki geçmişine bakınca ülkenin en önemli insan hakları avukatlarından.
Yazının devamını okumak için tıklayın.