KCK operasyonlarının arkasındaki istihbarat zihniyetinin, Soğuk Savaş döneminde, her yerde düşman görmeye başlayan CIA’inkini anımsatmaya başladığını düşündüğümü yazmıştım dün.
Batı Avrupa’da (ve tabii Türkiye’de) “komünizm tehlikesi” ile mücadele etmek için, oluşturulan paramiliter Gladio (ve türevleri) yapılanmalarının mimarlarından olan James Angleton’un, 1950’den itibaren neredeyse çeyrek asır damgasını vurduğu CIA’de nasıl her yerde ve herkeste, ‘düşmanı’ gören bir algı, zihin dünyası oluşmasına neden olduğunu da...
Angleton’un neredeyse paranoyaya varan ve “düşmanla barışın imkânsızlığını” vazeden sert, kıraç yaklaşımları, ABD’nin, ağırlıklı olarak haklar, eşitlik gibi kavramlar yerine güçlünün kuralları kafasına göre belirlediği bir düzeni savunan ‘aşırı realist’ politikacıların oluşturduğuna iktidarlarını da, “düşmanın çivi gibi yere çakılacağına” inandırdı.
Angleton üzerine bir kitap yazmış olan David C. Martin’in, Best Laid Plans: The Inside Story of America’s War Against Terrorism (En İyi Oluşturulmuş Planlar: Amerika’nın Terörizme Karşı Savaşı) başlıklı çalışması da var.
CBS televizyonunun ulusal güvenlik muhabiri olan Martin, John Wallcott ile beraber yazdığı bu kitapta, ABD devletinin “terörizmle” mücadele konusunda, Soğuk Savaş mantalitesini bir türlü aşamadığını öne sürüyordu. Martin’e göre, “komünizmle savaşta” yapılan hatalar sürekli tekrar ediliyor ve “terörün” gerçekte ne olduğu, nasıl bir etki yarattığı sağlıklı olarak irdelenmiyor ve ülkeye verdiği zararın boyutlarının doğru ölçümü yapılamıyordu. Son derece rasyonel bir görüntü altında, son derece duygusal tavırlar sergileniyordu.
Martin ve Wallcott’un çözüm önerisi basitti: “Terörizmde, diplomasi ve doğru yargı süreçleri herşeye yeter, istihbarat ve güvenlik alanlarına yoğunlaşmanın anlamı yok”.
Yazının devamını okumak için tıklayın.