
Fantastik, gerçekçi, Yahudi, absürd, Ortadoğulu, tuhaf ama her şeyden önce insancıl... İstanbul Tanpınar Festivali etkinliklerinde Türk okurlarıyla buluşan Etgar Keret’i karşımda görünce aklıma gelen ilk kelimeler bunlar oluyor. Kitapları 14 dile çevrilen, edebiyatta olduğu kadar sinemada da parmağı ve ödülleri olduğunu düşündüğümde açıkçası nasıl bir yazarla karşı karşıya olduğumu bilmiyordum. Yayıncısı Sanem Sirer, Etgar Keret ve ben bir masada oturuyoruz. Gayet normal görünüyor, o konuşurken hikâye karakterleri aklıma geliyor, biraz konuşmaya ve bireysel tarihini öğrendiğimde anlıyorum ki bu adam “deli güzel...” Henüz Keret’in kitaplarıyla tanışmamışlar için söylüyorum; hâlâ vaktiniz var ama benden ipucu istemeyin. Çünkü ne Jetlag’daki cüceyi, ne domuz Margolis’i, ne müzeye bağışlanan kadın rahmini ne de gofret seven iblisi burada kısaca anlatamam ama ona nasıl yazar olduğunu sorabilirim... Çok kolay bir soru, evet, ama bakın nasıl “zor” yazar olmuş Etgar Keret...
Ailenizin soykırımdan kurtulduğunu biliyoruz. Onlardan nasıl hikâyeler dinlediniz?
Ailem soykırım zamanı çocuklarmış ve gettolarda büyümüşler. Dinlediğim hikâyelerde ana karakterler hep sarhoşlar ve fahişelerdi. Bir fahişenin kim olduğunu ve ne yaptığını sorduğumda bana hep bir başkasının sıkıntı ve dertlerini dinleyen biri olduğunu söylerdi babam. Bir sarhoş ise tıbbi anlamda kutsanmış bir kimseydi. Bu tarz sert bir gerçeklik çocukken dinlediğim bütün hikâyelerde mevcuttu. Şehirli masallarda diyebiliriz bunlara aslında...
Bunlar biraz sizin hikâyelere benziyor... Siz nasıl tanımlarsınız hikâyelerinizi?
Biraz ama babamınkiler çok komik değillerdi, klasik çocuk öyküleriydi aslında. Tanımlamaya gelince; benim öykülerim yetişkinler için çocuk masalları sayılabilir.
Olgusal gerçekçilik ile kökten gerçekçilik arasında gerçeklik deneyiminin kişiselliği üzerinden bir ayrım yapıyorsunuz ve yazılarınızın birçoğunu kökten gerçekçiliğe sığdırıyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?
Sanatta insanlar genelde realizm ve hiperrealizme inanıyorlar ama bana sorarsanız gerçekçilik bence fazla önemseniyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.