Çocukluğumdan bu yana gökyüzüne bakmaktan çok büyük bir zevk almışımdır. Şekil değiştiren bulutları seyrederken zamanı unutup başka âlemlere giderdim, her birine bir hikâye uydururdum hayalimde; dört atlı arabaları kovalayan ejderhalar, saçları topuklarına kadar inen güzel periler, kırlarda koşan alageyikler, dev ağaçlara tırmanan çift başlı yılanlar, kanat çırpan zümrüd-ü anka kuşları... Gökyüzü kimi zaman kararsa da genellikle bana ait mavi beyaz bir sinema perdesiydi, istediğim her film oynardı orada. Ama en güzeli geceleri yıldızlara dalıp gitmekti, belki de bunun nedeni babamdı, bana Ay’ı işaret eder ve Madam Luna’yı anlatırdı, sonra Büyükayı’yı, Küçükayı’yı, Kutupyıldızı’nı, burçları gösterir ve onların hikâyelerini söylerdi...
Genç kızlık merdivenine tırmanırken bana geceleri takımyıldızları gösterip adlarını sayan birine âşık olmayı düşlerdim, her kim olursa olsun... Ama öyle biri olmadı, her gün gazetede falını okuyanların bile başını göğe kaldırıp burcuna bakmayı aklından geçirmediği bir dünya için bir hayli ütopikti hayalim. Hayalim gerçekleşmese de gökyüzü ve gökyüzüne ait hikâyeler hâlâ büyüleyici benim için, ay tutulması, güneş tutulması, yeni bulunan yıldızlar, kaybolanlar hepsi ilgimi çeker, NASA’nın sitesine bakmaktan çocuksu bir zevk alırım, gök cisimlerinin fotoğraflarını incelerken bulutlara anlamlar, anılar yükleyen o küçük kız geri dönüp gelir içime.
6 hazirandaki Venüs’ün, Güneş’in önünden geçişini gözlerimle göremesem de bütün dünyayla birlikte bu astronomik olayı heyecanla izledim, Güneş, herhalde en azından bir süreliğine kör olmuştur o güzeller güzeli Venüs önünden salınıp giderken, diye düşündüm.
Yazının devamını okumak için tıklayın.