Amerikan Hazinesi’nin ülkenin en büyük sigorta şirketi AIG’yi kurtarması da yatırımcılara güven vermeye yetmedi. Piyasalar dün kurtarma operasyonuyla biraz düzeldi ama kısa süre sonra borsalarda hisse senetleri satılıp güvenli devlet tahvilleri alınmaya başlandı. Sıkışmayı gidermek için dünyanın önde gelen merkez bankaları küresel mali piyasalara durmadan nakit enjekte ediyor.
Gerçek şu ki, mali piyasalarda güvenin sağlanması için, riskli şirketlerin temizlenmesi gerekiyor. Fakat bankacılık sistemindeki asimetrik enformasyon nedeniyle riskli mali kuruluşların piyasalardan tasfiyesi bir süre daha devam edecek.
Gelelim 13 ay önce ABD konut sektöründe başlayıp gün geçtikçe dünya çapında derinleşen krizin farklı boyutlarına... İlk ABD’de ortaya çıkan krizin asıl nedeninin düşük ücretler ve yüksek karlardan kaynaklandığı ileri sürülüyor.
Amerikan ekonomisinde 1979-2007 arasındaki yaklaşık 30 yıllık dönemde ortalama saat ücretleri 16,88 dolardan 17,42 dolara çıktı. Buna karşın aynı dönemde en zenginlerin gelirlerindeki artış yüzde 324 oranında gerçekleşti. Aradaki bu büyük fark, ücretli kesimlerden en zenginlere önemli miktarda gelir transferi yapıldığını gösteriyor.
Amerika’da ücretli kesimlerden zenginlere yapılan bu gelir transferi “Amerikan rüyasının” gerçekleşmesi için kurulan kredi mekanizmasından kaynaklanıyor. Amerikan rüyası “çok çalışma ile başarı ve refahın yakalanabileceği” fikrini savunuyor.
Refaha kavuşmak için konut, araba ve diğer araçlar, uzun vadeli kredilerle ücretlilere satılıyor. Borçlandırılan işçiler borçlarının taksitlerini ödemek için çok çalışıyorlar ama ücretler yeterli oranda artmayınca ödemeler aksıyor. İşte ABD’de 13 ay önce başlayan konut krizinin nedeni olarak ücretli kesimlerin üretimden paylarını yeterince alamamaları sonucunda konut kredilerini ödemekte zorlanmaları gösteriliyor.
ABD’de ücretlerin yeterli oranda artmamasının ve izlenen düşük ücret politikası uygulamasının bir nedeni de sendikaların zayıf olması. Güçsüz sendikalar ücret pazarlığı yapamıyor. İşçilerin çalışma ve sosyal güvenlik koşullarının iyileştirilmesi için mücadele veremiyor.
Amerikan ekonomisinde işçilerin yüzde 30,6’sı kısa süreli ve geçici işçi olarak taşeron firmalar aracılığıyla çalıştırılıyor. Taşeron işçi firmaları, ücretlerin düşürülmesinde ve emek maliyetinin azaltılmasında kullanılan son 30 yılın yeni buluşu.
Bu çalışma koşulları Türkiye’ye de ithal edildi ve imalat sanayinde çok sık kullanılıyor. Son zamanlarda sık sık ölümlü kazalarla adını duyuran Tuzla tersanelerindeki çalışma koşulları da ABD’den ithal edilen taşeron işçi yönteminden kaynaklanıyor.
Yaşanan son kredi krizi, ABD’de “önce borçlan, sonra çok çalış, sonunda Amerikan rüyasına kavuşursun” fikrini zora sokmuşa benziyor. Çünkü Amerikan rüyasının “çok çalış” fikrine karşı çıkan “çabuk zengin olma” fikri işçinin de hakkını çalarak ücretleri çok fazla düşürdü. İşçiler borçlarını ödeyemez seviyelere gelince kredi sistemi krize girdi. Sistem ücretlinin hakkını vermek yönünde yeniden yapılandırılmazsa, Amerikan rüyasının bu şartlarda sürdürülmesi biraz zor görünüyor.