Dün açıklanan verilere göre, 2008’in ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisinin büyüme hızı 2001 yılında beri yaşanan en düşük seviyeye geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2008 yılı ikinci çeyrek büyüme hızı yüzde 1,9’a düştü. Krizden sonra sadece 2002 yılının ilk çeyreğinde büyüme hızı yüzde 0,6 oranında gerçekleşmişti. O tarihten beri üç aylık büyüme hızlarında yüzde 3’ün altına hiç inilmemişti. Peki, son yedi yılda ilk defa rastlanan bu düşük büyüme hızına niçin gelindi?
Günümüzde en çok kullanılan büyüme modeli 1987’de Nobel İktisat Ödülü’nü alan Robert Solow tarafından formüle edildi. Solow’a göre bir ülke ekonomisinin büyüme hızını üç önemli değişken belirliyor. Bunlar sırasıyla, üretimde kullanılan yöntemlerin verimliliği, üretimde kullanılan makine sayısındaki artış ve kaliteli insan emeği sayısındaki artış oluşturuyor.
Solow’un büyüme modeli dikkate alınırsa; yılın ikinci çeyreğinde Türkiye’de, saydığımız üç değişkende de pek fazla değişiklik olduğu söylenemez. Ama burada tarım kesimini dikkate almak gerekiyor. Çünkü yılın ikinci çeyreğinde tarımda yaşanan yüzde 3,5 oranında daralma ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemiş görünüyor.
Tarımdaki gerilemenin nedeni ilk ağızda yaşanan kuraklığa bağlanabilir ama gerçek neden kuraklık değil. Gerçek neden, Solow’un büyüme hızı için belirttiği üç faktörün tarım kesiminde olumlu bir gelişme göstermemesine dayanıyor.
Özellikle tarım kesiminde kullanılan makine stokunda gerilemeler olduğunu biliyoruz. Trafik siciline kayıtlı 1 milyon 300 bin traktör var. Bunların 700 bininin artık hurdaya çıktığı ileri sürülüyor. Türkiye’de karasabanın bırakılmasının ardından kullanılmaya başlanan traktörlerin önemli bir kısmı bu güne dek yenilenmedi. Türkiye, Avrupa’ya göre en eski traktörleri kullanıyor. Tarım kesiminde kullanılan makine sayısının artacağına azalması üretimi olumsuz etkiliyor.
Diğer taraftan, tarım kesiminde damlama yöntemiyle sulamaya geçilemediği için de verimlik düştü. Bu da bize sulamada yöntem sorunu olduğunu gösteriyor. Kaliteli emek sayısındaki artışa gelince... Tarım kesiminde kaliteli insan emeğinin arttırılması için eğitim programlarına ne kadar ödenek ayrıldığı meçhul. Devlet hâlâ tarım kesimine sadece taban fiyat politikasıyla yaklaşıyor. Taban fiyatların küresel fiyatlarla paralel olmaması da tarım kesiminde sorunları çoğaltıyor.
Görüldüğü gibi Türkiye’de tarım kesiminde yaşanan daralma Robert Solow’un büyüme modeliyle tutarlılık gösteriyor ve verimlilik, makine ve eğitim yatırımlarının arttırılması gereğini ortaya koyuyor.
Bu yılın nisan, mayıs, haziran aylarında büyüme hızının düşmesinde etkili olan tarım kesimindeki daralmanın yanı sıra diğer faktörlere de bakarsak... AKP’nin kapatılması için açılan dava ve Merkez Bankası’nın toplam talep azalırken yaptığı faiz artırımları da gözden uzak tutulmamalı.
Gelişmekte olan ülkeler makro ekonomi yönetimi yaklaşımına göre, kısa dönemli siyasi şokların ve kısa dönem faiz oranlarındaki artışların büyüme hızını olumsuz etkilediği artık biliniyor.
Bütün bu verilere dayanarak, tarım kesimine karşı süren duyarsızlığın, AKP’ye açılan kapatma davasının yarattığı siyasi gerginlik ve Merkez Bankası’nın yersiz faiz arttırımlarının büyüme hızının düşmesinde en önemli üç etken olduğunu söyleyebiliriz.