Türkiye’de özel sektörün en kolay para kazandığı alanlardan birinin elektrik üretimi olduğu görünüyor. Elektrik üretmek için devletten imtiyaz aldıysanız, devletin bir şirketinden hammadde alıp yine devletin diğer bir şirketine elektriği ürün olarak satıp epeyce para kazanıyorsunuz.
Doğalgazla elektrik üreten özel şirketleri ele alalım... Özel elektrik üreticisi, doğalgazın metreküpünü devlet şirketi olan BOTAŞ’tan 59 kuruşa alıp bu gazı 6 kilovat saat elektriğe dönüştürüp 132 kuruşa yine devletin bir başka şirketi olan TETAŞ’a satıyor. Aradaki alım-satım farkı yüzde 223’e ulaşıyor.
Hemen aklınıza özel firmanın yatırım ve işletme maliyetlerini ileri sürmek gelebilir ama yatırım ve işletme maliyetlerinin ürün maliyetini yüzde 223 oranında artırması pek akla sığmaz. O halde maliyetle satış fiyatı arasındaki bu yüksek fark nereden geliyor? Alım-satım farkının büyük kısmı özel üreticiye kâr olarak kalıyor. Çünkü özel üretici devlete fatura kestiği için piyasa ekonomilerinde görülmeyecek oranlarda kâr elde ediyor.
“Peki, çok kârlı bu alış verişin maliyetini kim ödüyor?” Bu maliyeti vatandaş olarak hepimiz ödüyoruz. Özel sektörden yüksek maliyetle satın alınan elektriğe, bir de iletim ve dağıtım hatlarında meydana gelen kayıplar, yapılan hırsızlıklar ve fatura tahsilatındaki gecikme maliyetleri ilave ediliyor. Böylece elektrik faturaları daha da yükseliyor.
2007 yılı sonunda vatandaşa bir kilovat saati 15,20 kuruştan satılan elektrik, 2008 yılı içinde iki defa zamlanıp 1 Temmuz’da 22,86 kuruşa çıkmıştı. 1 Ekim’den itibaren eğer bir değişiklik olmazsa üçüncü zamdan sonra 24,91 kuruştan satılacak. Böylece on ay içinde elektrik fiyatları yüzde 63 oranında yükselmiş olacak.
Yapılan bu zamların haklı bir nedeni yok. Hatta dünyada petrolün varil fiyatı geçtiğimiz iki ay içinde 147 dolardan 95 dolara düştü. Buna paralel olarak doğalgaz ve diğer enerji ürün fiyatları da geriledi. O halde bu son zam niçin yapılıyor? Zamlar tamamen devletin iyi işletmecilik yapamamasının sonucunda ortaya çıkıyor.
Başta belediyeler olmak üzere kamu kuruluşları kullandıkları doğalgazın parasını BOTAŞ’a ödemiyor. Finansman maliyeti arttığı için de BOTAŞ doğalgazın fiyatını arttırıyor. Öte yandan elektrik ticaretiyle uğraşan TETAŞ özel sektörden elektriği pahalıya alıyor, kayıp ve kaçaklar da ilave maliyet getiriyor. Bu arada devlet dolaysız vergi toplamayı beceremediği için elektrik üzerinden yüksek oranda dolaylı vergi topluyor. İşte bütün bu olumsuz faktörlerin toplam maliyeti vatandaşa yansıtılıyor.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tüketicinin hakkını korumakla yükümlü ama gelen her elektrik fiyat artış talebini kabul ediyor. İşte bütün bunların sonucunda Türkiye, dünyada elektriğin en pahalı satıldığı ülkelerden biri haline geldi.
Elektrik olsun da pahalı olsun düşüncesi Türkiye’yi bu noktaya getirdi. Bu yanlış düşünceyi artık değiştirmek gerekiyor. Üretim ve fiyatların belirlenmesinde piyasa yetersiz kalırsa “piyasaya” devlet yetersiz kalırsa “devlete” müdahale etmek gerekiyor. Çünkü ekonomide verimi sağlamak için tabuları kırmak şart.