“Bir ulusu yok etmek istiyorsanız topa tüfeğe hiç gerek yoktur anadilini kısıtlayın yeter” diyen filozoftan sonra insan bir şey yazmak istemiyor doğrusu. Dil, duyularımızın ve düşüncelerimizin uzantısıdır, oluşumdur, iletişimdir. Hayvanlar doğal yetileriyle yaşamlarını sürdürebilirler, oysa insan dil sayesinde iletişim kurar. Anadili kısıtlanan, konuşamayan insan kendine yabancılaşır, patlayan bir tomurcuğun çiçek açmadan çürümesine, kararmasına benzer ya da ömür boyu hastalıklı olarak yaşamdır bu! Uygarlıklar, kültürler ve diller yarattı; birçoğu tarihin çıkmaz sokaklarında boğulup kalırken, birçoğu da serpilip özgürleşti.
Her birey dilini ait olduğu toplumdan edindiğine göre, dil duygu ve düşüncelerimizin en önemli aracı ve bütünleyici ögesi olduğuna göre, bir insanın en doğal ve en biricik hakkı anadili ile eğitim hakkıdır. Dil, eğitim dili olarak kabul edilmedikçe, kamusal alanda özgürce konuşulmadıkça o dilin gelişimi bir yana, varlığından söz edemeyiz; çünkü dil konuşuldukça, düşünüldükçe, yazıldıkça, kamusal alanda kullanıldıkça doğurganlaşıp, esneklik kazanır. Bunca yasağa rağmen, bunca acıya rağmen, Kürt dili varlığını korumuş, kendine ait yolu oluşturmuştur. En güzel romanlar ve şiirler anadilde yazılandır, en güzel sıtranlar, kılamlar anadilinde söylenenlerdir. En güçlü eseri bir başka dile çevirdiğinizde, o ritmi, o ahengi, o tadı bulamazsınız. Öykü ve romanlarımı Türkçe yazıyorum, benim durumumu yaşayanlar Albert Memmi’nin dediği gibi “Lenguıstik dram”ı yaşayanlardır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.