Mart sırlı ve dertli bir aydır. Ayların ve mevsimlerin de kendine ait bir dokusu vardır; coğrafyaların, ülkelerin ve kentlerin dokusu gibi. Mart asidir, Şubat’ın delidoluluğunun izlerini taşırken, şaşkındır, taşkındır ve aynı zamanda acının eşiğinde gidip gelir. Rüzgârın ve yeni günün oğludur, kızıdır.. cemreler usulca düşerken, gözyaşlarını içine akıtır. Biriktirmek, dile getirmemek insanı deli eder, unutturulduğunda ve unutturulmak istendiğinde şeyleştiğimiz gibi. Anımsamak, açıklamak ve yorumlamak, anlamanın, kabullenmenin ve özür dilemenin kapısını aralar. Bu nedenle var olmak için, demokrasi için, adalet ve eşitlik için anımsamalı ve anımsatmalıyız. Unutmak kendinden vazgeçiştir, yok oluştur…
12 Mart 1971 Darbesi ve 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Olayları ve 16 mart 1988 de Saddam rejiminin Halpçe’ye attığı kimyasalla beş binden fazla Kürd’ün ölümüne karşı dünya sessiz kalmıştı. Kana bulanan ve Ortadoğu’nun kaderini çizenler böyle buyuruyorlar çünkü.. ve ne yazık ki her yıl, bir eski yılı anımsatan kadınlar günü.. ölüm biziz, korku biziz, yas biziz.. ve acılarımızı umudun bahçesinde vaftiz ediyoruz her Newroz’da.. ey insanlık! Ölüm, yoksulluk ve savaş bizim kaderimiz mi? Bu teknolojik harikaları yaratan insan, kendi arasında neden bir dinginlik bir ahenk yaratamıyor? Oluşturamamanın, oluşamamanın siyasal, tarihsel ve toplumsal nedenlerinin en önemli nedeni düşünsel olarak geri kalmışlıktır kuşkusuz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.