Gerçek tarih bize çok şey öğretir, çok şeye işaret eder. Geçmişimiz, geleceğimizi yapılandırırken, birçok şey de “tekerrür eder”. Bu teknolojiyi yaratan insanlık, uygarca yaşamayı beceremedi, beceremiyor... Joel Kovel, “Devletsiz insanlar, doğaya bizden daha yakın olmalarına karşın, bütün insanlar gibi iyi ve kötü olabilen, karmaşık ve acı çeken varlıklardır” diyor. Peki ya devleti oluşturan insanın acısı ve ağrısı neden dinmiyor? Hızına yetişemediğimiz ve hiçbir şeyin saklanamayacağı bir çağdayız. Devletin yasakları, baskıları bitmese de, ülkeler arasındaki sınırlar teknoloji sayesinde yıkılıyor. Psikolojik savaşlarla, teknolojik savaşların hız kazanacağı bir dönemin derin bunalımı başlıyor.
İki yüz küsur yıl önce Bastille Kalesi’ndeki zindana saldıran Fransız halkının gücü ve cesareti bir gecede oluşmadı. Devrimler ve başkaldırılar nedensiz değil, tüm olaylar nedenlerden doğar çünkü. Rönesans’ın ve aydınlanma felsefesinin sonuçlarıydı bu! Toplumsal depremler, yeraltı dünyasının gizemine benzer. Son derece gerçekçiyken, bir o kadar bilinmezdir, bir o kadar da bulaşıcıdır, zincirleme birbirine bağlıdır. Bu nedenle her ülkenin, her devletin, her coğrafyanın ve her kentin kendine özgü bir rengi, yapılanması ve kişiliği olsa da, özünde bir bütündür de. Fransa’da başlayan ayaklanma tek tip baskıcı rejime, haksızlığa, adaletsizliğe başkaldırıydı ve burjuvazi tarafından da desteklenmişti. Sonra 17 Ekim Rus devrimi, Çin Devrimi... Yine 68 öğrenci olayları protestoların Paris’te başlamasıyla dalga dalga yayıldı, bu dalgadan nasibini almayan ülke ve kent yok gibidir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.