Değişmek doğanın bir yasasıdır, kaçınılmazdır. Mekânlar, atmosferler, duygular, düşünceler ve yüzler her an değişim içindedir. Dolayısıyla doğanın, tarihin, kısacası toplumsal yaşamın biricik aktörü ve aktristi insansa aynı zamanda değişimin başoyuncusudur da. Her gelişme, içinde artıyı ve eksiyi de barındırır. Değerler, düşünceler çarpışır, bölünür, ayrışır ve yeniden oluşur. Eskiye özlem duymayı abartmak, yeniyi kabullenmemek, aslında özlemi abartanın yerinde sayışı değil mi bir bakıma. Yeniye alışmak zordur; bilgiyi, çabayı ve sabrı gerektirir. Bu nedenle yaşadığımız sürece biz istesek de istemesek de değişiriz. Bu arife gününde unuttuğumu sandığım bazı sahneleri yazmaktan kendimi alamadım.
Günler öncesinden başlayan temizlikle birlikte, arife günü yapılan çöreklerle ortalığı mis gibi bir koku kaplardı. Tatlılar, hoşaflar, alınan giysiler, gece yarılarına dek süren o telaş, yorgunluklar ve tartışmalar...
Sabah namazı ile başlayan farklılıkla hareketli gün başlardı. Erkence pişirilen yemekler, öğlen biraraya gelişlerle hoşaf ve tereyağı kokan odalarda ne mutluydu insanlar. Öyle ya farkında olmamak mutluluk verir. Ve beklenen konuklar... çocuk güzüyle baktığımda ütülü, kolalı giysiler içinde konuk beklemek ne sıkıcıydı. İkram edilen şeker ve lokumlardan ikinci kez alabilmek için annemizin gözünün içine bakar, verilen harçlıkları da nazlanarak alırdık. Bilinç hiçbir şeyi unutmuyor, unuttuğumuzu sandığımız ufak bir anı hiç olmadık bir yerde bir renk, bir koku, bir ses anımsatabiliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.