Arap halkı nihayet uyandı, demokrasi, eşitlik ve özgürlüğün isyanındalar şimdi. Kendilerini Tanrı, ülkeyi de babaların tarlası sanan tiranların sarayları ve şatoları bir bir tutuşuyor. Tutuk yasalar ve gelenekler, inanç ve akıl arasında şekillenen Ortadoğu, az gelişmişliğiyle, modernleşme güçlerinin zayıflığıyla diktatörlerini beslemiştir. Dâryûs Şâyegân, “Bizim tarihî kaderimiz Batı tarihi karşısında geri kalmış olmaktır” diyor. Tarihin kervanından geri kalma, büyük siyasi güçlere yem olma, onların elinde oyuncak olma ve sömürülme gerçeğini bilmek yetmiyor, bu gerçeği harekete geçirecek toplumsal bilincin sarsıntı geçirmesi gerekiyor. İnançlar bilgiyle beslenmedikçe uyanış geciktiği gibi, bir olguya aşırı ve körkütük bağlılık; başka bir olgudan kopuşu da beraberinde getirir. Uyku modunda olan ve yaşadığını sanan toplumlar ya da insanlar, ölü ve kopuk bir atmosferde gezinirler; bu gezinti “yaşayan ölü” durumunda olmaktır elbette.
19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’nın hemen hemen her yerinde feodal düzen ve kurumlar ortadan kalkarken, egemenlik bağlarını koparmak, eşitlik ilkesine dayanan yeni bir toplum yaratılmak istenmiştir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.