Ahmet Kaya’nın belgeselini izlerken ne çok savruldum, bilincime art arda saldıran sahnelerden kurtulamadım... Onu yuhalayanların adı da nasıl sanatçı oluyor anlayamıyorum. Ahmet Kaya’nın o içtenliği, nahivliği bir yana, hümanizması, kitleleri böylesine etkilemesi kaç sanatçıya nasip olur! Mağdurun, mazlumun ve haksızlığın yanında olmaktır gerçek sanatçılık... Ümit Kıvanç’ın bilincine sağlık, gerçekten oldukça iyi bir belgesel olmuş. Geçmişin her karesinde bin hüzün... Hele o siyah-beyaz karelerde ne çok acı var desek de, sanki şimdi yok mu diye isyan edecekleri duyar gibi oluyorum. Darbeler, yasaklar ve cezaevlerinde geçen ömürler...
Sıkıyönetim dört ay daha uzatıldı haberlerinin yerini alan çatışmalar ve daha fazla çocuk ölümleri... Yıllardır hayali düşmanlar, “dış mihraklar” diye diye gerçeklere kör olan gözler... MHP’li Prof. bir Tv kanalında Muhsin Kızılkaya’ya nasıl da kükrüyor, her sözü tehdit dolu, gerçeklikten uzak, dersini etmiş de ezber... Muhsin, acının yoğrulmuşluğuyla ağırbaşlılığını korumaya çalıştı, çünkü acı olgunlaştırır, acı farklı bir bakış açısı kazandırır. Prof. SS subayının şerbetinden içmişçesine dellenirken, politikacılar Hewlêr’de KDP toplantısına gidiyor, Abdullah Öcalan’la müzakereler yapılıyor.
Ve öte yandan yine yanıp tutuşuyor üniversite kampusları... Baskının olduğu yerde şiddet ağaçları dallanır budaklanır, meyvelerinden ölüm ve kan damlar... Muğla Üniversitesi’nde öğrenci olan Şerzan Kurt, gözaltına alınan arkadaşlarını sormak için gittiğinde bir polis tarafından öldürüldü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.