ir ülkenin gerçek anlamda gelişmişliğini o ülkenin sanatı, felsefesi ve kadınlarının içinde bulunduğu durum belirler. Toplumun gerçek yüzü romanlara, çiroklara (hikâyeler), şiirlere, filmlere, şarkılara, stranlara yansır. Hele yasakların ve zulmün olduğu yerde, sözcükler ve tümceler kılık değiştirerek birer bombaya dönüşür ve “kalem, kılıçtan keskin” hale gelir. Başbakan’ın Erbil’deki (Hewlêr) konuşmasında bir kez de olsa “Kürdistan” demesi, Dersim’in acısına ağıt yakan o ünlü türküyü anımsattı. Korkuyu, acıyı ve ürkekliği barındıran Dersim Ağıdı: Dersim dört dağ içinde/ Gülü bardağ içinde/ Dersim’i Hak saklasın/ Bir yarim var içinde/ Oy havar havar, havar demekte ne var?” sözlerinde Tanrı’ya sığınılırken, nahivce bir yakarışta bugün Kürtlerin çektiği acıyı çok iyi dillendiren “HEWAR HEWAR DEMEKTE NE VAR?” sözleri çok şey söylüyor..
Bugün Kürdistan Federal Yönetimi ciddi bir yapılanma sürecindeyken, ekonomik ve siyasi olarak da Türkiye ile her anlamda ilişki içinde. Kürtler yıllardır “Hewar Hewar” ederken, Dersim’i Hak da saklayamadı... Newala Kasabalara [Kasaplar Deresi] ve dört iklim Kürt illerine, özellikle Diyarbakır, Batman üçgeni toplu mezarlar diyarına çevrilirdi, 1915’ler 1925 ve 1938’ler değil, 1990’dan sonra... Bunun için Sayın Başbakan, “Oy hawar hawar Kürdistan demekte ne var?” diyoruz. Herkesin bir havarı var, herkes kendi havarında yaşamak ister, başka havarları öğretmeye zorlamak, dînen de, aklen de, fikren de suçtur... Yasaklar; cazip hale getirir, anlam ve önem kazandırır ve kitleleri biraraya getirir, çünkü insan kendini arar, kendi oldukça herkesle, en önemlisi de doğayla da barışır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.