Dünya hem doğal afetleriyle hem de toplumsal ve siyasal başkaldırılarıyla bir altüst oluş yaşıyor. Soğuk savaş sonrası dünyanın ideolojik ve askeri kutuplaşması, aynı zamanda çatışmaların kaynağını da hazırladı. Sömürgeci devletler, tarihin sahnesinde oyunlarını tekrarlarken, sömürge halklar da özgürleşmek için mücadele edip duruyor... tek ulusluğun egemen olduğu her yerde milliyetçilik hüküm sürer ve bu süreklilik mutlak kendi karşıtını yaratır. Bu anlamda Türkiye’nin siyasal tarihi, yönetimi ve halihazırda demokrasi olmayı beceremeyen baskıcı yönetimi, adaleti ve gerçek özgürlüğü oluşturabilecek bir yapılanmadan yoksunken, Kürtlerin varlığının kabulü ve eşit koşullarda yaşama durumu kendiliğinden oluşur muydu? Salt Kürtler mi? Hangi azınlık mutlu, hangi azınlık, hangi inanç özgürce kendini yaşayabildi? Bombalar kimlerin üstüne yağdı, kafileler neden yollara düştü, sürgünler, ölümler, darbeler, katliamlar yasaklar neden bitmedi? Fazla ötelere gitmeden açın bakın Türkiye’nin seksen küsur yıllık tarihine... General de Gaulle “Fransa ateşten gömleğiyle bitap düşmüş bir adam” demişti. Türkiye’de ateşten gömleğiyle yorgun düşmüş durumda ve her anlamıyla kanıyor. Yıllardır savaş atmosferinde yaşayan halkların normal kalması mümkün mü? Yok sayılmanın, dışlanmanın, baskının ve şiddetin olduğu her yerde başkaldırı devreye girer ve “Başkaldıran insan kendini suçsuz saydığından kötülüğü yeniden yaratır” hangi birini yazalım? Sağır ve dilsiz oyunu oynanıyorsa, bizde yazacağız, duyulana, işitilene, görülene dek...
Ayın 18 de Cenevre Birleşmiş Milletler binasında “Halepçe Katliamı” anma paneli yapıldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.