En büyük işkence insanın ülkesinde kendini güvencede hissetmemesi ve değersizlik duygusunu yaşamasıdır; hele o ülkenin yönetimi bir de demokrasiyse...
Hangi birini yazalım? Öylesine ürkütücü, öylesine iç bulandırıcı, öylesine batak ki herşey.. suçlar silsilesi adı konmamış karanlık bir uzam, dipsiz kör bir kuyu.. ve kalın enseliler, çekildikleri köşeciklerinden Kerboroslar gibi hırlıyorlar.. ne yürekleri var, ne vicdanları var ne de yüzleri... Hiç kimsenin umurunda değil, ne vatan ne de vatanın geleceği... Herşey açıkça yapılıyor, gerçekler zincirin halkası gibi birbirine eklenirken, Başbakan ve Meclis susuyor. Kürtçede çok güzel bir söylem vardır, “Dil heye taqet tuneye” Gönül istiyor da güç yok! Hadi Başbakan’ı anladık da, AKP’li Kürt milletvekillerinden tıs yok! Helal olsun Kürt kökenli(!) büyük milletvekillerine... ceplere para dolunca, koltuk pek olunca, vicdan, etik ve ahlâk da bacadan çıkıp gidiyormuş...
Muhalif basın ve Kürt basını istediği kadar söylesindi, kim inanır, kim takar, onlar hep potansiyel suçlular ya... İşte tam da bugünlerde Kürdistan’da kazılar yapılırken, toplu mezarlar açığa çıkarken, yeraltından gelen iniltiler, Kürt kökenli(!) milletvekillerini hiç rahatsız etmiyor. Sabahın erinde evinden çıkarken, evlerine dönerken, nice öğretmenler, öğrenciler, işçiler, köylüler büyük bir cesaretle işkence edilerek öldürüp köprü altlarına ve yol kenarlarına atıldılar; halk görsün korksun ve sinsin diye.
Yazının devamını okumak için tıklayın.