Çarşamba , Haziran 1 2016
Anasayfa / Yazarlar / Tarihin üzerinde tepinirseniz…
Tarihin üzerinde tepinirseniz…

Tarihin üzerinde tepinirseniz…

Sezin Öney | AZAD

 

Silopi’de 14 Aralık’ta başlayan sokağa çıkma yasağı bitti.

Geriye kalan bir virane…

Evet, Silopi hiçbir zaman dört başı mamur olmadı. Ancak, bugün dönüştüğü harabeye de, asırlardır dönüşmemişti.

Diyarbakır da öyle, Cizre de…

Tarihin üzerinde tepinirseniz, tarih de gelir sizin üzerinizde tepinir.

Bugünün karar alıcıları, bu sözleri dönüp dönüp zihinlerinden geçirsin…

Çünkü yaptıkları bu; tarihin üzerinde tepiniyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan birçok yerde, Birinci Dünya Savaşı büyük tahribat verdi. Ertesinde de, Kurtuluş Savaşı’nda da büyük ezalar çekildi. İzmir’in geçirdiği Büyük Yangın’ın, değil şehrin, yıkımın ardından kurulan ülkenin psikolojisini bugün bile etkilediğini gözlemek mümkün.

Ancak, Kurtuluş Savaşı’nın Güney, Doğu veya El-Cezire Cephelerinde yaşananlar, her ne kadar ağır olsa da, savaş sonunda Türkiye sınırları içinde kalacak şehirleri, merkezleri bugün Silopi’de, Diyarbakır’da Sur’da, Cizre’de gördüğümüz gibi viraneye çevirmedi. Ondan önce, Birinci Dünya Savaşı’nın Irak Cephesi’nde yaşananlar da, bölgenin kentlerini böyle yıkmadı.

Bu coğrafyadaki gelmiş geçmiş Kürt İsyanlarında da, Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm kentleri yakıp yıkacak boyutta askerî harekâtlara giriştiği olaylar yaşanmadı. 19. yüzyıl boyu gerçekleşen isyanlara bakıyoruz; Xerzan İsyanı’ndan, Botan Beyi Bedirhan İsyanı’na… Şeyh Ubeydûllahê Nehrî İsyanı’ndan Bedirhan Osman Paşa İsyanı’na…

1925’teki meşhur Şeyh Sait İsyanı, yaklaşık iki aylık bir süreçte gerçekleşirken, en çok tahribata uğrayan kent olan Elazığ’da, bugün ortaya çıkan manzaralarla karşılaştırılabilecek bir tablo oluşmadı. Diyarbakır, bu isyan sırasında birkaç gün çatışmalara sahne olduysa da, bugün yaşadığı yıkımı yaşamadı.

Bir bir Kürt İsyanları’nın tarihine bakınca da, bugünün kent ve ilçe merkezi sayılabilecek boyuttaki yerleşim birimlerinde, “kamu düzeni” sağlamak için şimdi devletin giriştiği gibi bir askerî teyakkuza girişilmesi vaki değil.

Osmanlı tarihine bakıyoruz yok.

Cumhuriyet tarihinde, meşum Dersim Katliamı’nda bile, kentlere uzanan, aylar süren şiddet yok.

Halit Kıvanç’ın 1956’da, Sabiha Gökçen ile Milliyet gazetesi için yaptığı röportajda, Cumhuriyet’in ilk kadın pilotu şöyle diyordu; “‘Canlı ne görürseniz ateş edin’ emri almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk”.

Dersim’in sonucunda ne oldu, ne “bastırıldı” ne “tırmandırıldı”; bugün malumumuz. Tarih neyi, nasıl kaydına geçirdi o da ortada… Ama “canlı her şeyin vurulacağı” Dersim’de de, “şehir savaşı”, merkezlerin topyekûn tahribi gerçekleşmedi.

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan coğrafyada, kentler ancak Ortaçağ tarihinde böyle ağır yıkım gördü. Belki, 16-17. yüzyıl, Celali İsyanları gibi Anadolu’nun en kaotik zamanları, bugüne benzetilebilir.

Bu toprakların tarihinde, “İçtimai, umumi inzibat ve intizamı cebren tagallüp” etmekle itham edilen, yani bugünkü moda tabiri ile “kamu düzenini” bozduğu iddia edilenlere karşı girişilen böylesi kitlesel, böylesi uzun, böylesi kentsel bir tek tane dahi askerî harekât, operasyon, çatışma süreci yok yok yok.

Bugün, eğer “askerî teyakkuz psikolojisine” giren ve sokulan medyayı izlerseniz, yalanlardan oluşan bir “gerçeklikle” karşılaşacaksınız. Bu tutabilir; tutuyor da… Öyle bir “sanal gerçeklik” oluşturuluyor ki, dinleyen, okuyan, izleyen, “bölge hainlerden temizleniyor” diye müjdeli zaferi bekleyebilir, “temizlik” haberlerini yüreğinin yağları eriye eriye takip edebilir.

O sanal gerçeklik, gene “Alçak teröristler yıkıyor; ‘Kahraman Biz’ inşa edeceğiz” diye yineleyip duruyor. Öyle uyuşturucu bir sanal dünya ki bu, bir süre maruz kalan, inanıvermeye başlıyor.

Evet; Rusya, Çeçenistan’da benzer bir “master plan” gerçekleştirdi. Ama Çeçenistan dahi, bugün Rusya’nın ne kadar parçası? Rusya’nın federal cumhuriyetlerinden biri Çeçenistan ve her ne kadar başında Moskova’nın fiilen atadığı bir başkan, Ramzan Kadirov bulunuyorsa da, Ruslar ve Çeçenler, beraber mi yaşıyorlar? Kadirov, nasıl bir Çeçen milliyetçiliğinin savunucusu, nasıl bir lider?

Bu coğrafya, çok eziyet çekti, çok acılar yaşandı; refahı tam manasıyla hiç görmedi. Ama asırlardır da, bugünün Diyarbakır’ı, Cizre’si, Silopi’sinde, insanların kitleler hâlinde yaşadığı yerleşim merkezleri bu kadar çok, bu kadar uzun, bu kadar yoğun tahrip olmadı.

Şu an, tarihin yüzlerce yıllık aksı kırılıyor.

Şu an, zihinleri uyuşturan, kalpleri betonlaştıran “sanal gerçeklik”, bir gün epriyip gidecek.

Ve geriye, bir miras kalacak; enkaz mirası.

Silopi’deki, Sur’daki, Cizre’deki enkazın mirası… Bugünün karar alıcılarının hakkındaki nihai kararı, gelecek nesiller verecek. Ve gelecek nesillerin gazetecileri, tarihçileri, “aydınlarını” susturacak kanunları kimse koyamaz, yargıyı kimse işletemez, baskıyı kimse kuramaz.

Onlar, özgür olacaklar yazarken…

Ve bugün susturulanların aksine acımasız olacaklar.

oneysezin@hotmail.com