Yazık!
Türkiye, tarihinin en büyük uluslararası
algı operasyonunu heba etmek üzere.
İstanbul, evrensel bir tanıtım operasyonu için yeryüzünün en önemli ve zengin kaynaklarına sahip oysa: kültür, inanç, sanat, doğa, ticaret, hedonizm ve estetik bütünlüğü içinde
bu kentten daha önemli bir örnek var mı?
İstanbul, doğru dürüst bilimsel ve yaratıcı bir
algı operasyonuyla, kendisinin yanı sıra Türkiye’yi de, dünya insanına çok farklı bir biçimde algılatabilir ve Anadolu’nun tanınmasında da bir lokomotif olabilir bence.
Şu ana kadar olup bitenlere ve olup biteceklere bakınca; bu çapta bir
algı operasyonu için, İstanbul 2010 AKB Ajansı’nın vizyonu ve misyonu, her şeyden önce entelektüel sermaye olarak müsait mi acaba diye düşünüyor insan.
Bu ekip,
tanıtımdaki algıyı nasıl algılıyor mesela?
İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması hususunda kime ne geçti bugüne kadar, kim ne anladı bundan?
Özel durumlarda hep aynı şeyleri yaparız; Avrupa’da ve Türkiye’de pek manalı gösteriler düzenleriz; bu gösterilerde analizsiz
sentez durumları sergileriz –örneğin Avrupa Kültür Başkenti tanıtımı kapsamında
Anadolu Ateşi’nin yapacağı gibi-.
Avrupa Birliği ülkelerinin başkentlerinde billboardlarda var oluruz, otobüsleri giydiririz, televizyonlarda bir miktar tanıtım spotları yayınlatırız, birkaç sergi dolaştırırız, paneller düzenleriz, İstanbul’un sağını solunu düzeltiriz, yeni müzeler açarız filan.. yine bu düzeyde ele alınıyorsa bu büyük hedef, kalıcı ve evrensel
algı fırsatını kaçırmış oluruz demektir. Bu mevcutla ancak bir yasak savma oyunu oynanabilir çünkü.
Algının çıtasını çok daha yukarılara çekmek gerekir bence; Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, bu büyük
algı operasyonunun içinde ve önlerde olması gerekirdi. Avrupa kamuoyu, İstanbul’un Ortodoksluğun merkezi olduğunu bu şekilde öğrenebilirdi mesela. Bu bilgi; Avrupa Hıristiyan uygarlığının temellerinin de şimdiki adıyla İstanbul’da atıldığını öğretebilirdi Avrupalılara.
Yazının devamını okumak için tıklayın.