
2011’in son Telesiyej’i bu.
(Hatırlatalım, Telesiyej cuma-pazar kapalıdır.)
Eeee?
Diğer Telesiyej’lerden bir farkı mı var?
Yılın son gününün, diğer günlerden ne farkı varsa, o kadar bir fark beklenir illa ki!
Hiç beklemeyin, bende bu konuda tık yoktur!
Yılın son günü neysem, ilk günü de o’yum anlayacağınız. (Biraz bozulurum tabii, takvime göre bir yıl aldığım için, o ayrı.. ama çaktırmam kimseye.)
Yılın son günü.. yeni yılın ilk gününden önceki gün.. Yani Gregoryen takvim (biz miladi deriz) Jülyen takviminin yerine, Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılmasaydı 1582’de; Cumhuriyet’in ilanından sonra biz de bu takvimi kabul etmeseydik, 31 aralıkın 23 ocaktan, ya da 12 kasımdan bir farkı olmayacaktı. (Daha önce de,1 martı yılbaşı kabul eden Mali takvimi kullanıyorduk mesela.)
Bu yüzden yılbaşı, yılsonu mavralarına biraz ruhsuz yaklaşırım şahsen; annem bu konuda beni soğuk bulur, açık açık da ifade ederdi; yılbaşına sadece hediye alma-verme vesilesi olarak ilgi duymamdan müşteki olurdu.
Ama ben rahatım.
Yılsonu geldi, yılın son günü yazısı döktürmeliyim, farklı olmalıyım endişeleri benden arî.
Farklı hissetmem çünkü. Farklı hissetmediğimi bilmenin huzurunu yaşarım, fark yaratmak için beynimi çatlatmak zorunda olmamanın rehavetine bırakırım kendimi.
Yılbaşında herkes etrafta kafası kesilmiş tavuk gibi koştururken, ben aylak aylak sokaklarda dolaşır onları seyrederim. Fark yaratmak neden bu kadar makbul bir şeydir diye kafa yormam bile.
Ama çoğunluk bunu ister. Bu yüzden de herkes kendine göre bir değerlendirme ya da değerlendirememe yapar bu günlerde.
Yazının devamını okumak için tıklayın.