Biz salağız!
Sizin durduğunuz yerden bakılınca öyle görünüyoruz değil mi?
Bunu çoktan anladık da, aynı zamanda da balık hafızasına sahibiz he mi?
Yani bu konuda da karar verilmiş görünüyor sanırsam.
Hümeyra’nın Avrupa Yakası’ndan ayrıldığını ve hatta neden ayrıldığını bilmeyen var mı yavu bu coğrafyada?
Yoktur, he mi?
Sağır sultan bile duymuştur (bu sağır sultan da en sonunda nasıl oluyor da duyuyor; duyuyorsa neden önceden duymuyor, bu da bir merak konusudur ya, o da ayrı tabii..), Hümeyra’nın talep ettiği paranın yapım şirketince karşılanmadığını ve dizinin bel kemiği sayılabilecek bu oyuncunun kadrodan bu nedenle çıkarıldığını.
Eeeeee?
O zaman neden dizinin senaristi Gülse Birsel, gazetelere verdiği röp’lerde, dizideki adıyla İfot’un (Hümeyra), Tahsin Bey’e kızıp, Bursa’ya kızkardeşinin yanına taşınmış gibi yapacaklarını anlatıyor.
Biz bilmiyor muyuz İfot’un neden ortadan kaybolduğunu? (Dizinin yapımcısı bizzat kendisi açıklamıştı zaten.)
Şimdi siz mış gibi yapacaksınız, biz de bunu yemiş gibi mi yapıcaz?
Usul bu mudur yani?
Avrupa Yakası, dramaturjik bir darbe yemiş olmadı mı şimdi?
Drama zedelenmedi mi, büyü bozulmadı mı?
Fiction inandırıcılığını kaybetmedi mi?
Diziyi seyrederken, “yavu bu İfot’a da istediği zammı vermediler, şimdi bizi uyutmaya çalışıyorlar” demiycez mi?
E nerede kaldı, dizide uygulanan dramatik yöntemin en hayati amacı olan katarsis -komedi de olsa- ve seyircinin arınması olayları?
Batı’da da oluyor böyle şeyler ama, tarafların olan bitenden belirli bir zaman içinde hiç söz etmemeleri için bir gizlilik anlaşması imzalanıyor.
Böylece seyircinin beyninin dumura uğranmaması sağlanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.