
DNA bulundu ya.
Clinton da, Tanrının dilini çözdük dedi ya.
Artık her şeyi DNA üzerinden tanımlıyor, açıklıyor, soyutluyor ve ifade ediyoruz...
Genetik miras, baş tacımız oldu.
Duygumuzu, kültürümüzü, davranışımızı, yaratıcılığımızı hep o sarmalın içinde görüyoruz ve altını çiziyoruz.
Anadan babadan geçen bir kültür kaynağı ve ağı olarak kabul ediyoruz gen yapımızı.
Oysa, hakikat başka!
İletişim, marka, fikir, davranış danışmanı abiler ve ablalar, size sesleniyorum:
Genetiğin ne duyguyla, ne davranışla, ne beceriyle, ne fikirle, ne sanatla, velhasıl kültürle herhangi bir ünsiyeti vardır.
Bunlardan hiçbirine kaynaklık etmez, edemez.
Genetik, bütünüyle biyolojik (fiziki) bir yapıdır ve kendini sadece bu özelliğiyle kopyalar, jenerasyondan jenerasyona.
Hürriyet Pazar’da yayımlanan (Ayşe Arman’ın yaptığı röportajda) Popçu Sinan Akçıl, babası müzik adamı Saim Akçıl’ın önünde diz çökmüş, fotoğraf çektirmiş öyle.. huşu içinde, biat eder gibi, babasının hakkını teslim etmiş sözde böylece.
Bu tuhaf davranış kültürünün fikri de, marka danışmanı Selim Akar’dan çıkmış.. boy boy mizansen yaratılmış, smokinler çekilmiş üzerlerine.. tatari titiri...
Selim Akar adlı kardeş, bu dahiyane konseptine bir de tanım getiriyor: “Genetik mirasın önünde diz çöktü...”
Genetik mirasın manası başkadır oysa; babadan oğla organları tıkır tıkır çalışan sağlam bir vücut geçmiş olabilir mesela. Dişlerinin sağlamlığı, gözlerinin parlaklığı, ne bileyim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.