
Hastalandım.
Bolu’daki hayvan barınağında, kar altında kısacık zincirlerle bağlanmış tir tir titreyen –aç susuz– çaresiz köpeklerin, ve soğuğa dayanamayıp donarak ölen o zavallı hayvancığın fotoğrafını görünce.. bir de AKP’li Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın umursamaz, hatta tehditkâr demeçlerini okuyunca (Bolulu seçmenler, seçiminiz hususunda bir vicdan muhasebesine davet ediyorum sizi..) ruhum ve bedenim bu travmaya dayanamadı, hastalandım.
Anlayamadık hâlâ...
Tam olarak anlayabilsek, daha etkili bir mücadele verebiliriz belki bu zihniyete karşı.
Erkeğin iki adet derdi vardır bu âlemde.
Biri kadına hükmetmek, diğeri de diğer canlılara hükmetmek.
Ne zamandan beri böyledir bu, diyecek olursanız.. eski bir hikâyedir elbet, ama çok da eski değil!
Telesiyej, birçok defa yeri geldiğinde –gelmediğinde de hatta– dili döndüğünce anlatmaya çalıştı bunu; erkek egemen toplumun başlangıcından beri böyledir bu! Semavi inanç sistemleriyle birlikte bu egemenlik daha da pekişmiştir tabii. Erkek, kendi dışındaki canlıları kendi yararına değerlendirir ve onların varlığını kerhen kabul eder.
Dedik ya, erkek egemen zihniyetin iki egemenlik alanı vardır.
İkisinde de yaratıcı değil, yıkıcıdır.
Bu alanlardan “kadın”a ilişkin olanında; erkek egemen kültür, kadına hükmeder; onun kendisine kayıtsız ve şartsız biat etmesini örgüleyen bir kültürdür çünkü; bu zihin bu kültürüyle kadınının etrafında neredeyse nefes alamayacağı, içinden çıkamayacağı bir koza örmüştür.
Erkeğin diğer egemenlik alanı doğadır, hayvanlardır. Bu alanda da sadece ve sadece pragmatisttir. Yani “ne yarar ne zarar”cıdır kısaca. Örneğin sokak hayvanlarının hiçbir faydası yoktur –çoğu– erkeğe göre, yok edilmeleri caizdir.
Seçilmiş yerel yönetimler, ezici çoğunlukla erkek kimlikli yönetimlerdir. Türkiye’de 2877 erkek belediye başkanına karşılık sadece 26 kadın belediye başkanı var şu anda.
Yazının devamını okumak için tıklayın.