
Toplumsal duygudan bu derece mi ödümüz patlıyor yani?
Diziciler, beyaz Türklüğün temsilcileri gibi maşallah!
Televizyon dizilerinde beyaz Türklüğün en steril haline rastlıyoruz mütemadiyen.
Sosyal sorumluluğun s’si yok mesela bizim dizilerde.
Tv kanalları, yapımcılar, senaristler, dizi tasavvurlarında hiçbir sosyal açılıma yer vermedikleri gibi, en basitinden bir STK tuşesine bile tahammülleri yok.
Dizicilerin sundukları hayatlar hayat değil!
Masa başı bir hayat kurmacası sadece.
Ama bu hayatın damarları boş, kan dolaşmıyor!
O zaman da, duygu bile kapalı devre çalışıyor, tabiatıyla.
Hararetsiz!
Al gülüm, ver gülüm bir dramalar silsilesi, anlayacağınız.
Matematiksel insani ilişkiler.. bu durumda bu olur, şu durumda şu olur misali.
Dış hayatlardan azade, iç hayat hikâyeleri!
Tezgâh bu şekilde kuruluyor hep.
Vitrin de ona göre tabii.
Mostrası, fiyakası, yeri geldiğinde çok parlak, ama özü ve duygusu çok suni bir dünya bu.
Seyircinin ne sosyal hayatına ne de artık Türkiye’de hızla gelişmekte ve genişlemekte olan sosyal sorumluluk duygusuna asla saygı göstermeyen bir televizyonculuk örneği.
Bu coğrafyada (Türkiye’de) şu anda onbinlerce sivil toplum kuruluşu bulunuyor. Ve bu kuruluşlarla şu veya bu şekilde ilişkide olan, sorunlara paydaş olan, çözüm arayışında bulunan, maddi manevi destek sağlayan yüz binlerce insan ve binlerce kuruluş var oysa.
Tv kanallarında 2011 yılında onca dizi yayınlandı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.