Hayvanlar özgürleşmeden, insanların özgürleşemeyeceğine inananlardanım.
İnsan, kendisi için etik üretirken; doğayla ilgili, hayvanla ilgili etik üretmeyi bilinçli olarak bir kenara bırakmıştır, bunu da bilirim.
Oysa etik bir bütündür.
Bu yüzden de, insanın hayvanlar üzerindeki egemenliğini; türcülüğünü, yani insanın diğer bütün canlı türleri üzerinde ayrıcalığa sahip biricik tür olduğunu reddedecek, buna karşı çıkacak bir etiğin savunucularına saygı duyarım.
Bir insanı değerlendirmek için uygulanacak altın ölçü, onun doğaya ve sokak hayvanlarına yaklaşımını izlemektir bence.
Zalimlikten uzak yaşamak, her şeyden önce insan karşısındaki savunmasız hayvanların özgürlüğüne ve eşitliğine saygı duymakla başlar bana göre.
Bu uğurda savaşanları; hayvanları, insanların mezaliminden kurtarmak için çalışanları dikkatle izlerim.
PETA ile uluslararası boyutta bir hayvan hakları kampanyasına başlayan Tarkan’ın doğa ve hayvan hakları aktivistliğine saygı duyuyorum; Tarkan, düşünceyi ve niyeti eyleme geçirdi çünkü.
Doğaya ve hayvanlara duyarlı olduğunu söyleyen birçok ünlü var; ama birçoğu için magazinel söylemden öteye gitmiyor bu.
Tarkan, Doğa Derneği’nin
Hasankeyf Yok Olmasın projesine destek verdikten sonra tekrar eyleme geçti; onun, doğaya ve sokak hayvanlarına olan merhameti gerçek çünkü.
Buna tesadüfen tanık oldum, hem de iki defa.
Yıllar önce bir arkadaşım, sokakta sağanak yağmur altında kımıldamadan yatan yaşlı ve hasta bir sokak köpeğine rastlamıştı. Hayvanı arabasına alıp, tedavi ettirmeyi denedi ama, veteriner: “Bu köpek yaşamaz, aldığınız yere bırakın” deyince, ne yapacağını bilemeyip, bir arkadaşı aracılığıyla ulaştığı Tarkan’dan yardım istemişti.
Tarkan, hemen arabasını yollayıp, yaşlı ve bitkin köpeği aldırıp tedavi ettirdi. Sonra da, Polonezköy’deki çiftliğine aldı onu; yaşlı hayvanın, Tarkan’la üç dört yıl daha mutlu ve sağlıklı yaşadığını arkadaşımdan öğrenmiştim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.