Oğlu Beren, kendini İspanyol tenişçi Rafael Nadal zannediyor diye çok seviniyormuş Ebru Şallı!
Okulunda yoklamalarda öğretmenine ismini Nadal diye söylettiriyormuş; annesi Ebru Şallı da, “Bu bizi mutlu ediyor. Tenis oynamak, babasına da ona da çok yakışıyor” demiş.
Allah selamet versin!
Bu benim başıma gelse, sevinçten zil takıp oynamak yerine, kederden hafif sayılamayacak bir boyutta depresyona girer, bu arada gitmediğim doktor, çalmadığım kapı bırakmazdım herhalde; yetişin oğlumda kişilik parçalanması var, kendini bir tenisçiyle karıştırıyor diye.
Cemiyet insanları (sonradan paralı iş adamlarıyla evlenen mankenlere böyle deniyor), biraz geniş yürekli oluyor zahir. Ebru Hanım mutluluğunu şöyle dile getiriyormuş, kendini başkası zanneden oğluyla ilgili olarak; “Beren, tenis konusunda artık neredeyse bir profesyonel, tenis oynamak onu mutlu ediyor, bu da özellikle babasını gururlandırıyor”.
Sınıfsız zenginlerimizin özendikleri marka insanların -ki çoğu Batılı’dır- sahip oldukları, içinden doğdukları, tarih için önemli bir sınıf vardır. Bu sınıfın adı da burjuvazidir. Bu ünlü marka isimler tam olarak bu sınıftan olmasalar bile bu sınıfa çok yakın hizmet eden diğer sınıfsal katmanlardan gelirler.
Küçük Beren’i, bir burjuva çocuğu gibi yetiştiriyorlarsa, yani olmayan bir sınıfın, gelecekte olacak bir üyesi gibi eğitiyorlarsa ve yaşatıyorlarsa yazık ediyorlar aslında.
İnsan her şeyi edinebilir zira; ama, dışarıdan, para aracılığıyla edinemeyeceği tek şey SINIFtır. Burada söz konusu olan burjuva sınıfıdır tabii ki.
Öyle değil mi Ali Hocam!
Kim yakalar bu mesajı?
Vallahi herkes yakalayamaz doğrusu!
Bi tek Yüksel Aytuğ yakalar böylesini.
Yazının devamını okumak için tıklayın.