Yaptı mı sahiden?
Az önce atv’de Gurbet Kuşları’nın ilk bölümünü seyrettim.
Ve izlenimlerimi yazmak üzere çalışma masama geçtim. (Böyle de vazifeşinas oldum ben, seyret-yaz planım hiç sekmiyor gördüğünüz gibi, vakıa kültür sanat ekimiz yedekli basıldığından ve pazartesi Telesiyej’in izin günü olduğundan siz bu yazıyı salı günü okuyacaksınız ya, idare edin...) Şu anda ve son on-on beş dakikayı kapsayan anlar dizininde, bilgisayar ekranındaki boş sayfayla bakışıp duruyoruz.
O bana bakıyor, ben ona... Ama nasıl başlayacağımı bilemiyorum bir türlü.
Müşkül mevkide kaldım, birinci mevkie geçmeyi arzu ediyorum.
Ama bu durumdan çıkabilir miyim bilmiyorum.
Zira Gurbet Kuşları öyle bir dizi ki, ne heyecanlı bir eleştirel yaklaşımı gerektirecek kusurları var, ne de insanı coşturup, duygulandıracak, şöyle hasosundan katarsise sokacak bir duygu seli durumu var!
İnsan öyle bakıyor Gurbet Kuşları’na. Ne övmek geliyor içinden, ne de yermek doğrusu.
İyi bir zanaat örneği çünkü dizi. Dramasına da özen gösterilmiş; ama bir yandan da klasik bir garanticiliğe gidildiğini hissediyor insan; çok denenmiş, denene denene olumsuzlukları ayıklanmış bir formatın sonucu Gurbet Kuşları.
Oyuncuların oyunu hep aynı ayarda –Miraç Eronat dışındakiler-, biri diğerinin önüne geçmiyor.
Duygu sömürüsü yapmıyor dizi, o türlü bir dramatizasyonu yok anlayacağınız.
İnsanın sinirlenmeden, tansiyonu çıkmadan, şekeri düşmeden, gönül rahatlığıyla izleyebileceği, eli yüzü düzgün bir iş çıkarılmış Gurbet Kuşları’nda.
Yazının devamını okumak için tıklayın.