Koşanlar koştu bir güzel.
Gerçi neden koştuğunu bilene rastlamadım pek ya.
Televizyon muhabirleri epey bir gayret gösterdiler ne yalan, birkaç kişiye mikrofonlar uzatıldı filan ama... güzel bir organizasyon, mutluyuz, gururluyuz kabilinden göğüs kabartıcı birkaç söz dışında, amaca vakıf kimseye rastlamadım ben şahsen.
Koşunun üst başlığı da, alt başlığı da hayli şakırtılıydı doğrusu: Medeniyetler İttifakı Türkiye Ulusal Planı bünyesine dâhil edilen İnsanlık Koşusu.
Pek genel bir başlık!
Ne demek İnsanlık Koşusu?
İnsanlığı gelişmiş olanlar mı koştu? Yoksa insanlık için mi koştular? Şimdi biz koşmadık, insanlıktan nasibimizi alamadığımızdan mı koşmadık yani, insanlık umurumuzda mı değil yoksa? Aa hiç olur mu, kendim için söyleyemem yakışık almaz ama Kemal Amca çok insaniyetli bir şahıstır mesela; gözümle gördüm, herkes koşarken, o televizyon karşısında Düğün Şarkıcısı’nı bekliyordu. İtiraf edeyim koşmayı hiç düşünmedik. Nefesimiz de yetmezdi zaten. Yine de katılmalı, nerede trak orada bırak tarzı bir yaklaşım mı sergilemeliydim acaba? Babam bana “spor yapma kalbi yorar” demişti; “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”la, “spor yapma kalbi yorar” arasına sıkışıp kalmış biriyim ben. Sözden de anlaşılacağı üzere sağlam vücut, spor yaparak elde ediliyordu; öyle olunca da, sağlam, sağa sola çarpsa da kırılmayacak bir kafaya sahip oluyordu insan. Diğer yandan babamın tezine göre spor yaparsa insanın kalbi yoruluyor, vakitsizce durabiliyordu hatta. Sağlam adaleler, atletik bir vücut, yere düşse kırılmayacak bir kafa ama durmuş bir kalp benim için iyi bir seçim değildi. Bu yüzden sporun her çeşidinden, bilhassa koşmak halinden uzak durdum hep.
Pazar günü, babası tarafından yanıltılmayanlar koştu.
Ben evimin terasından onların finale yaklaşmasını izledim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.